YAVUZELİ
Gaziantep’in kuzeydoğusunda yer alan; antik kaynaklarda Cingilla, Orta Çağ ve Osmanlı kayıtlarında Merzuban/Cingife adıyla anılan, Rumkale ve Fırat hattıyla bağlantılı stratejik konumu, Türkmen aşiret yerleşimleri ve 1958’de ilçe statüsü kazanmasıyla tarihî süreklilik gösteren Gaziantep ilçesidir.
Yavuzeli/Merzuban/Cingife/Cingilla yerleşimin bilinen en eski ismi, Romalı yazar ve devlet adamı Gaius Plinius Secundus (M.S. 23-79) tarafından Naturalis Historia adlı eserde “Cingilla” olarak kaydedilmiştir. Kommagene İmparatorluğu sınır kasabası olarak adlandırmaktadır. Eserde tam olarak “Kommagene Imenia, Cingilla ile başlar” şeklinde geçmektedir. Kelimenin kökeni üzerine yapılan araştırmalarda özellikle Tabula Imperii Byzantini adlı eserde, terimin “sınır” anlamına geldiği belirtilmektedir. Günümüzde kullanılan “Cingife” isminin, antik “Cingilla” formunun tarihsel süreç içerisindeki ses değişimlerine uğramış hali olduğu kabul edilmektedir.
Tarihi kayıtlarda ilçe için kullanılan diğer bir isim Merzuban’dır. Söz konusu isim Arapça’da “al-Barsumān”, “al-Barzamān”, “al-Marzabān/al-Marzubān”; muhtemelen Farsça “sınır valisi” anlamına gelen “marzubān” (marzbān) kelimesinden türetilmiştir. “al-Marsabān/Marsubān”, Süryanice’de “Przmn/Przm'n” bazen de “Parzmān/Parzāmān”, “Przmny”, “Prwzmn” olarak okunmuştur. Ermenice’de “Parzman” ve “P’arzman”; Yeni Farsça’da “Merzbān”; Osmanlıcada ise “Mrzm’n” “Marzuban” şeklinde geçmektedir.
Yavuzeli/Cingife’nin tarihi Rumkale ile doğrudan bağlantılıdır. Asur, Pers, Seleukos, Kommagene, Roma, Bizans ve Sasani devletleri döneminde stratejik ehemmiyetini muhafaza eden Rumkale; M.S. 7. yüzyılda İslam fetihleriyle Müslümanların idaresine girmiş, ancak 10. yüzyıldan itibaren yeniden Bizans İmparatorluğu’nun hâkimiyetine geçmiştir. 1071 Malazgirt Savaşı’nı takip eden süreçte merkezi otoritenin zayıflamasıyla birlikte kale, Keysun, Gerger, Besni, Raban, Merzuban ve Samsat gibi bölge şehirleriyle eş zamanlı olarak Ermeni feodal beylerinin yönetimi altına girmiştir.
Yerleşimin literatürdeki ilk zikrediliş tarihi kesinlik arz etmemekle birlikte 956 yılında Halep Hamdani Emiri Seyfü’d-Devle’nin (944-967) kuzeni Ebu’l-Asâ’ir el-Huseyn’in, idari görevlerinin yanı sıra al-Barzamān’ın tahkimi ile vazifelendirildiği rivayet edilir. Ancak söz konusu askerî ve imar faaliyeti esnasında Ebu’l-Asâ’ir’in, Leon Phokas kumandasındaki Bizans güçlerine mağlup olarak esir düştüğü kaydedilmiştir
3 Ağustos 1042 tarihinde, Batı Süryani-Yakubi Patriği Iohannes/Yōḥannān VIII. bar ‘Abidūn’un (1004–1028/1031) yeğeni olan Theodōros; Zeugma sınırındaki Ra’bān (Araban) bölgesinde (Süryanice: atrā), Przmn/Przmny(Yavuzeli) mevkiinde Iohannes/Yōḥannān IX. (1042-1057) adıyla patriklik makamına yükseltilmiştir. Söz konusu takdis töreni, Zeugma’lı Elias/Elyā ile beşi Kuzey Suriye’den gelen ve mahalde hazır bulunan toplam on piskoposun iştirakiyle icra edilmiştir.
Yavuzeli’nin tarihsel hafızasındaki en köklü isimlerden biri olan Merzuban, Orta Çağ boyunca Fırat’ın batı yakasında stratejik bir “sınır muhafızı” ve askerî karakol görevi görmüştür. Kelime anlamı itibarıyla “uç beyi” veya “sınır koruyucusu” olan yerleşim, 12. yüzyıldan itibaren Anadolu Selçuklu, Eyyubi ve Zengi hanedanlığı arasındaki güç mücadelesinin odak noktasına dönüşmüştür. Bölgedeki Selçuklu-Zengi rekabeti, 1172-1173 yıllarında en üst seviyeye ulaşmıştır. Edessa (Urfa) Kontu II. Joscelin’in (1131-1144/1150) Halep Zengi Emiri Nureddin (1146-1174) tarafından esir alınmasından sonra, 1150 yılının Nisan/Mayıs aylarında Mezuman bölgesi Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. Sultan Rükneddin Mesud I (1116–1156), 4 Haziran 1150’den kısa süre sonra Besni/Bēt Ḥesnē, Ra’bān ve al-Marzabān üzerindeki hakimiyetini kurmuştur. Ebil-Fidâ’nın verdiği bilgiye göre Zengi hükümdarı Nureddin Mahmud, Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın Sivas seferinde olmasını bir fırsat olarak değerlendirerek Merzuban’ı ele geçirmiştir.
Halep emiri el-Melik ez-Zâhir’in (1186/1193-1216) ölümü üzerine küçük kardeşi Zâhir, tarafından Merzuban mevkii 9 Ekim 1216 ele geçirilmişti. Ancak bölge, kısa süre sonra Anadolu Selçuklu Devleti ile Eyyubiler arasındaki güç savaşının merkezine dönüşmüştür. Haziran 1218 civarında, Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus’un bölgedeki hakimiyet sahasını genişletmesiyle Merzuban, Selçuklu eline geçen stratejik kalelerden biri olmuştur. 1218 yılı, Merzuban tarihinin en kapsamlı askeri operasyonuna sahne olmuştur. Halep seferine hazırlanan Sultan I. İzzeddin Keykâvus, ordusunu Elbistan Ovası’nda toplamış ve Maraş Emiri Nusretüddin Hasan Bey’e kapsamlı hazırlıklar yapmasını buyurmuştur. Sultanın emriyle piyade ve süvariler teçhiz edilmiş, mancınık gibi ağır kuşatma aletleri hazır edilmiştir. Üç gün süren şiddetli saldırıların ardından Merzuban Kalesi fethedilmiştir. Fethin ardından Maraş Emiri Nusretüddin Hasan Bey, Antep yolu üzerinden gelerek sultana Merzuban’da katılmış; ordu buradan hareketle Raban ve Tell-Başir kalelerini de ele geçirmiştir. Bu süreçte Tell-Başir komutanı İbn Bahaeddin Yarukî’ye, hizmetlerine karşılık Hunî (Arıtaş) vilayeti ikta edilmiştir. Ancak kısa süre sonra, Halep Sultanlığı (1216-1236) için el-Azîz’in varisi sıfatıyla hareket eden Eyyubi el-Melik el-Eşref (1237) komutasındaki ordu tarafından geri alınmıştır. Bu düzenlemenin al-Marzabān için de geçerli olduğu kabul edilir.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin 13. yüzyılın ortalarında içine düştüğü siyasi ve askeri buhran, Merzuban’ın kaderini trajik bir şekilde değiştirmiştir. 1258 yılına gelindiğinde; Ermeni saldırıları, Ağaçeri isyanları ve Moğol akınları nedeniyle bölgedeki Selçuklu idaresi çökmeye başlamıştır. Kilikya Ermenilerinin saldırılarına tek başına karşı koyamayacağını anlayan Maraş Valisi İmadeddin, bölgeyi korumak adına Suriye Eyyubi Meliki Nasır Selahaddin Yusuf’a başvurarak elindeki şehirleri ona teslim etmeyi teklif etmiştir. Ancak Eyyubi melikinin başka meselelerle meşgul olması nedeniyle bu yardım talebi karşılıksız kalmıştır. Çaresiz kalan Vali İmadeddin, bölgeyi terk ederek Anadolu içlerine çekilmiştir. Bu otorite boşluğunu fırsat bilen Ermeni Kralı Hetum, İlhanlı Hükümdarı Hülagû Han’ın Suriye seferine katılmış; gösterdiği hizmetlere karşılık başta Maraş olmak üzere Merzuban ve Behisni’ye (Besni) kadar uzanan geniş bir bölge kendisine mükâfat olarak teslim edilmiştir.
1260 yılına gelindiğinde Moğollar, al-Marzabān’ı fethetmiştir ve diğer fethettikleri yerlerle birlikte bölgeyi Ermenilere bırakmıştır. Kral Het’um IV/I (1226-1269) döneminde; 1263, 1264 veya 1265 yıllarında Emir Hüsâmeddin el-‘Ayntābî komutasındaki birlikler al-Marzabān’ı tahrip etmiştir. Haziran/Temmuz 1268’de Het’um I, diğer yerlerin yanı sıra al-Marzabān’ı Memlük Sultanı el-Melik az-Zâhir Rükneddin Baybars’a (1260-1277) bırakmak zorunda kalmıştır. İbn Şeddâd’a (1285) göre al-Marzabān kendi döneminde Ermeniler ve diğer Hristiyanların yaşadığı büyük bir köydü. Kale ise o dönemde çoktan harap olmuştu. Bu dönemden sonra Moğollar, zapt ettikleri bu yerleşim merkezlerinde yeni bir idari düzen kurarak askeri işler için Moğol kökenli bir Şahne, sivil ve mali işler için ise Türk veya yerli yöneticilerden oluşan bir Darugacı tayin etmişlerdir. Bu idari dönüşümle birlikte Merzuban üzerindeki Türkiye Selçuklu hâkimiyeti resmen sona ermiştir.
1300-1500 yılları arasını kapsayan süreçte Merzuban (Yavuzeli), Gaziantep (Ayıntab) ile paralel bir siyasi kaderi paylaşarak Memlük Sultanlığı, Dulkadiroğulları Beyliği ve zaman zaman İlhanlı ile Timur gibi küresel güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği kritik bir tampon bölge işlevi görmüştür. Bu dönemde Memlüklerin kuzey savunma hattının stratejik bir “uç karakolu” olma özelliğini sürdüren bölge, özellikle Fırat geçişlerini kontrol etmesi sebebiyle Dulkadiroğulları’nın güneye yayılma politikalarında bir koridor vazifesi görmüş ve bu iki güç arasındaki rekabetin merkezinde yer almıştır.
Moğol istilasının yarattığı siyasi istikrarsızlık ve baskı neticesinde Anadolu’ya yönelen büyük Türkmen göçü, Merzuban (Yavuzeli) bölgesinin toplumsal dokusunun şekillenmesinde temel unsur olmuştur. Tarihî kayıtlara göre bölgedeki yerleşim düzeni, aşiretlerin stratejik ve coğrafi dağılımıyla şekillenmiş ve bu doğrultuda şehir merkezinde Bahadırlı Aşireti, batı cenahında ise Kızık Aşireti iskân etmiştir. İlçenin doğu ve güney bölgelerinde Çepni ve Rışvan aşiretlerinin varlığı dikkat çekerken, çevre köylerde çeşitli Türkmen ve Kürt aşiretlerinin yerleştiği bilinmektedir.
24 Ağustos 1516 tarihinde, Osmanlı Sultanı I. Selim (Yavuz) komutasındaki Osmanlı ordusu ile Sultan Kansu Gavri idaresindeki Memlûk kuvvetleri arasında gerçekleşen Mercidâbık Muharebesi, bölgenin siyasi mukadderatını tayin eden kesin bir zaferle sonuçlanmıştır. Bu muharebenin kazanılmasıyla birlikte Suriye ve Ortadoğu kapıları Osmanlı Devleti’ne açılmış; Gaziantep (Ayıntab) ve stratejik bir mevkide yer alan Yavuzeli (Merzuban) resmen Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yüzyıllar boyunca Memlûk, Dulkadiroğulları ve Osmanlılar arasında nüfuz mücadelesine sahne olan bölge, bu tarihten itibaren merkezi otoritenin tesisiyle birlikte Osmanlı idari nizamı dönemine girmiştir.
Yavuzeli’nin Osmanlı hâkimiyetine giriş süreci, resmî tarih kayıtlarının yanı sıra zengin bir halk muhayyilesi ve sözlü gelenekle de desteklenmektedir. İlçe merkezindeki kaynak kişilerden derlenen bilgilere göre; Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılındaki Mercidâbık Seferi öncesinde bölgeye gelerek burada konakladığına dair güçlü bir anlatı mevcuttur. İlçenin günümüzdeki isminin kökenine dair iki temel rivayet öne çıkmaktadır: İlk anlatı, Sultan’ın bölgeyi ve halkını çok sevmesi üzerine buranın bizzat onun ismiyle şereflendirilerek “Yavuzeli” olarak anılmaya başlandığı yönündedir. Daha yerel ve morfolojik bir yaklaşıma dayanan ikinci anlatı ise, Sultan’ın sefer esnasında burada talihsiz bir kaza sonucu elinin kırılmasına atıfla bölgeye bu ismin verildiğini ifade edilir.
Aynı sözlü gelenek, bölgenin mutfak kültürünü de bu tarihsel figürle ilişkilendirir. Günümüzde Türk mutfağının seçkin lezzetlerinden biri olan Alinazik yemeğinin ilk kez bu konaklama esnasında padişaha sunulduğu rivayet edilir. Anlatıya göre; yemeği çok beğenen Yavuz Sultan Selim’in, memnuniyetini ifade etmek amacıyla bu lezzeti “Eli Nazik” (veya Alinazik) olarak isimlendirdiği halk arasında yaygın bir kanaat olarak kabul görmektedir. Bu efsaneler, Merzuban’ın Osmanlılaşma sürecinin halkın kolektif hafızasında ne denli derin ve canlı bir iz bıraktığını kanıtlamaktadır.
1516 yılında Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine giren Merzuban, 1520 tarihli mufassal tahrir defterine göre Osmanlı idari sistemi içerisinde, bölgenin jeopolitik önemi ve aşiret hareketliliğine bağlı olarak dinamik bir seyir izlemiştir. Arşiv kayıtları ve tahrir defterleri tahlil edildiğinde; Merzuban, Ank ve Araban nahiyelerinin bir dönem birleşerek müstakil bir Rumkale Sancağı’nı teşkil ettikleri, bölgenin idari ağırlığının bu merkez etrafında toplandığı görülmektedir. Ancak imparatorluğun genel mülki yapılanması içerisinde bu bağlılık sabit kalmamış; stratejik ve lojistik gerekçelerle Merzuban, Fırat hattının ana merkezi olan Birecik Sancağı’na bağlı bir nahiye olarak da kaydedilmiştir.
1523 ile 1584 yıllarını kapsayan Osmanlı tahrir verileri, Merzuban (Yavuzeli) nahiyesinin idari ve sosyo-ekonomik açıdan yaşadığı devasa dönüşümü somut bir şekilde ortaya koymaktadır. 1523 yılında 15 olan köy sayısı, yaklaşık altmış yıllık bir süreçte %140 oranında bir artış göstererek 1584 yılında 36’ya yükselmiş; aynı dönemde 17 olan mezraa sayısı da %100’lük bir artışla 34’e çıkmıştır. Merzuban’daki bu istatistiksel sıçrama, bölgenin sadece askeri bir uç karakolu olmaktan çıkıp, yerleşik hayata geçişin hızlandığı üretimsel bir merkeze dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Özellikle konar-göçer aşiretlerin iskân edilmesi ve yeni tarım alanlarının ekonomiye kazandırılmasıyla tetiklenen bu demografik büyüme, Osmanlı idaresinin bölgede tesis ettiği güvenlik ve istikrar ortamının bir neticesi olarak değerlendirilmelidir.
1523 ile 1584 yılları arasındaki tahrir kayıtları incelendiğinde, Merzuban nahiyesinin demografik yapısında Müslüman nüfus lehine çok hızlı bir büyüme, gayrimüslim nüfus tarafında ise durağan bir seyir izlendiği görülmektedir. 1523 yılında bölgede henüz bir şehir merkezi oluşmamışken ve sadece 15 Müslüman köyü kayıtlıyken, 1536 yılına gelindiğinde büyük bir sıçrama yaşanarak Müslüman köy sayısı 31’e yükselmiş ve bir gayrimüslim köyü kayıtlara girmiştir. Yüzyılın ortalarından sonuna kadar devam eden 1552 ve 1571 sayımlarında Müslüman yerleşimleri istikrarlı bir artışla 34’e ulaşırken, gayrimüslim varlığı tek bir köy ile sınırlı kalmaya devam etmiştir. 1584 yılına gelindiğinde Müslüman köy sayısı 35’e çıkarak başlangıçtaki sayısını iki katından fazlasına ulaşmıştır. Gayrimüslim yerleşimi ise ilk görüldüğü tarihten itibaren hiç değişmeyerek yine tek bir köy olarak kaydedilmiştir.
16. yüzyıl tahrir kayıtları, Merzuban nahiyesinin demografik dokusu yerleşik köylüler ve bölgeyi yurt ve ekinlik olarak kullanan dinamik bir konar-göçer nüfustan teşekkül ettiğini göstermektedir. 1536 yılında 141 olan toplam nefer sayısı, 1584 yılına gelindiğinde yaklaşık dört katlık bir artışla 499’a yükselmiştir. Buna paralel olarak tahmini toplam aşiret nüfusu da 645 kişiden 2295 kişiye ulaşmıştır. Bu süreçte bölgede Ekrâd-ı Reşi, Zülkadirli, Türkmân, Urbân Beniali, Ekrâd-ı Süleymanlu, Yörigân, Yörük Baharlu, Ekrâd-ı Uzunlu ve Berazi ile Koçbeneklü gibi farklı Türkmen, Kürt ve Arap kökenli cemaatlerin varlığı tespit edilmiştir.
Sözlü kaynaklardan aktarılan bilgiler, Merzuban bölgesinde yerleşim stratejisinin güvenlik ve su kaynaklarına bağlı olarak sürekli bir değişim içerisinde olduğunu göstermektedir. 17. ve 18. yüzyıllarda bölgenin en müstahkem noktası olan Cingife (Merzuban) Kalesi ve çevresi, gayrimüslim (Ermeni) nüfusun yoğunlaştığı bir merkez konumundayken; bugünkü Yavuzeli halkının ataları olan Müslüman ailelerin yerleşim serüveni daha kuzeyden başlamıştır. İlk olarak merkeze yaklaşık 10 km mesafedeki Ağ Köy mevkiinde yaşayan bu aileler, zamanla merkeze yaklaşarak kaleye 2 km mesafedeki "Eski Köy" denilen mevkiye intikal etmişlerdir.
1800’lü yılların başından itibaren ise Müslüman nüfusun kalenin bulunduğu ana yerleşim alanına taşınmasıyla birlikte, bölgede Müslüman ve gayrimüslim ailelerin bir arada yaşadığı müşterek bir yaşam evresi başlamıştır. 19. yüzyıl boyunca devam eden bu birliktelik, 1900’lerin başına kadar sürmüş; bölgedeki son Ermeni ailenin 1945 yılında kale mevkinden göç etmesiyle bölge demografik açıdan bugünkü homojen yapısına kavuşmuştur. Yine sözlü kaynakların aktardığı yerleşim kronolojisine göre, kale mevkisine yerleşik hayatın çekirdeğini oluşturmak üzere ilk olarak Bahadırlı aşireti yerleşmiştir. Bu öncü yerleşimi takiben, bölgenin stratejik ve tarımsal potansiyelinin etkisiyle Kızık, Rışvan, Atmalı ve diğer farklı grupların da merkeze dahil olmasıyla Yavuzeli bugünkü toplumsal kimliğini inşa etmiştir.
Yavuzeli’nin tarihsel gelişim süreci, 1958 yılında ilçe statüsü kazanmasıyla idari anlamda en önemli dönüm noktasına ulaşmıştır. Bu tarihe kadar Gaziantep’e bağlı bir nahiye merkezi olan Merzuban, bu resmi kararla birlikte “Yavuzeli” adını alarak müstahkem bir yerleşim birimi kimliğini yasal olarak tescillemiştir.
Kaynakça
Bahadır, Sedat. Büyük Reyhanlı aşireti ve Bahadırlılar: Tarih, inanış ve halkbilimi. İstanbul:Sonçağ Yayınları, 2016.
Eroğlu, Cengiz- Murat Babucoğlu -Mehmet Köçer. Osmanlı vilayet salnamelerinde Halep. Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA/TİKV), 2007.
Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA). Fon Kodu, Dosya/Kutu No: 18, Gömlek No: 885. (H-21-12-1178).
Gökhan, İlyas. “Selçuklular döneminde Elbistan”. Prof Dr Mustafa Öztürk onuruna tarih yazıları II, ed. Ayşe Gül Hüseyniklioğlu Işıl Işık Bostancı Ayşe Değerli ve Orhan Kılıç, 67-88. İstanbul: İdeal Kültür Yayıncılık, 2021.
Gökhan, İlyas. (2024). Memlûk Sultanı Eşref Halil b. Kalavun’un Rumkale’yi Fethi (1292). Mediterranean Journal of Humanities, 14(2024):263-281. https://dergipark.org.tr/mjh
Halaçoğlu, Yusuf. (2009). Anadolu'da aşiretler, cemaatler, oymaklar (1453-1650): Osmanlı tahrir defterlerine göre Anadolu'da aşiretler, cemaatler ve oymakların listesi. 1-6 Cilt, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2009
Kazcı Özgür-Üzüm İsmail Hakkı (2022) Kâmil El-Gazzî’nin “Nehrü’z-Zeheb Fî Tarihi’l Haleb” isimli eserinde Ayıntâb kazası Gaziantep Üniversitesi Ayıntâb Araştırmaları Dergisi 5(2022):14-31. https://izlik.org/JA44HG92LY
Koder, Johannes. Tabula Imperii Byzantini Band 15 Syria Teilband 1 Österreichische Akademie der Wissenschaften, 2014.
Koder, Johannes. Tabula Imperii Byzantini Band 15 Syria Teilband 2 Österreichische Akademie der Wissenschaften, 2014.
Koder, Johannes. Tabula Imperii Byzantini Band 15 Syria Teilband 3 Österreichische Akademie der Wissenschaften, 2014.
Plinius Secundus, Gaius. Doğa tarihi. çev. İ. Pastırmacı, İstanbul Say Yayınları, 2017.
Sümer, Faruk. Çepniler: Anadolu'daki Türk yerleşmesinde önemli rol oynayan bir Oğuz boyu. Ankara: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1992.
Tufantoz, Abdurrahim. “Türkiye Selçukluları çağında Elbistan”. ed.Cevdet Kabakcı, İlyas Gökhan, Nilay Ağırnaslı, Ahmet Enes Karakaya, Mehmet Canlı. Uluslararası Selçuklu Döneminde Maraş Sempozyumu Bildiriler, 192-202 Kahramanmaraş: Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı, 2016.
Yıldırım, Yıldıray. “Halep Vilâyet Salnâmelerine göre (1867-1908) Ayintâb”. Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010.
Yılmaz, Ali. “XVI. yüzyılda Birecik Sancağı”. Doktora Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1996.
Sözlü Tarih Görüşmesi
Kurt, Mustafa “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 12.06.2014, İskender Korkmaz Arşivi.
Korkmaz, Halil, “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 17.06.2012, İskender Korkmaz Arşivi.
Genç, Ali. “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 08. 10.2013, İskender Korkmaz Arşivi.
Özkılıç, Mehmet “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 22.04.2017, İskender Korkmaz Arşivi.
Kaya, Fatma. “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 4.11.2015, İskender Korkmaz Arşivi.
Zirek, Halil İbrahim. “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 29.05.2016, İskender Korkmaz Arşivi.
Kaya, Süleyman. “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 18.06.2011, İskender Korkmaz Arşivi.
Yıldız, Sait. “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 07.10.2012, İskender Korkmaz Arşivi.
Sakar, Baki, “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 07.10.2012, İskender Korkmaz Arşivi.
Yılmaz, Talat. “Yavuzeli Tarihi” Görüşmeci: İskender Korkmaz. Ses kaydı, 21.09.2012, İskender Korkmaz Arşivi.