AHMET MUHTAR BÜYÜKÇINAR
Son devir âlimlerinden, muallim, müellif ve mütercim. (1920-2013)
Gaziantep’te doğdu. Mehmet Nuri ile Münevver Hanım’ın tek çocuğudur. Henüz kundakta iken annesi vefat ettiğinden sıkıntılı bir çocukluk devresi geçirdi. 5 yaşındayken bir işçi olan dedesinin ve anneannesinin evine kaçtı. Daha altı yaşlarında babasının zorlamasıyla dokuma atölyesinde çalışmaya başladı. Dedesi, merakı yüzünden onu Şıh Camii imamı Fethullah Hoca’dan derse başlattı. Kur’anı, okuma-yazmayı öğrendi. Bir taraftan da yeni açılan gece mektebine devam ederek diploma aldı. Urfalı Kādirî Osman Efendi’ye bağlı olan dedesiyle birlikte tekkelere gidip zikir meclislerine katıldı. Hâtıralarında on üç yaşında iken “yedi zanaat”ta başarılı olduğunu söylemektedir. Daha sonra çerçilik, kebapçılık, aşçılık, baklavacılık, marangozluk, terzilik gibi işlerde çalıştı. Mersin’de kurduğu ekiple deniz hamallığı ve Adana’da ziraat ameleliği yaptı. Hâtıralarında, mesleklerini tahsil hayatı boyunca kimseye muhtaç olmadan yaşamak için yaptığını belirtmekte ve bu konuda başarılı olduğu anlaşılmaktadır.
On yedi yaşına gelince her şeyi bırakıp Arapça öğrenmeye yöneldi. Antep ve çevresinde adını duyduğu birkaç hocadan biri olan Hacı Nasır Camii imamı Hafız Tevfik Efendi’ye gitti. Talebesinin ısrarlarına dayanamayan hocası, her türlü baskı sebebiyle kimseye duyurmayacağı sözünü alınca “her türlü tehlikeye rağmen sena Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra başka ilimler de okutacağım” diyerek “üç şart” ileri sürdü. “Bunları kabul eder, yerine getirmeye söz verirsen derse başlarız. Birincisi, ben seni Allah rızası için okutacağım. Sen de muhtaç dahi olsan okumak isteyenleri, ücret almadan okutacaksın; çünkü Kur’an’ı okumak ibadet olduğu gibi, okutmak da ibadettir. İbadet ise para ile alınmaz, satılmaz. İkincisi, okuyup anladıklarını mutlaka uygulamak ve yaşamak için okuyacaksın sadece bilgili olmak için değil! Yaşanmayan kuru bilgi, çürük ceviz ya da sofraya koyup da yemediğin yemek gibidir. Hiçbir faydası olmaz. Üçüncüsü ise ömrünün sonuna kadar nâmahremden sakınacak, hiçbir kadına ve kıza kem gözle bakmayacaksın!” Büyükçınar bu şartları kabul ederek derse başlamış ve hayatının sonuna kadar hocasının tavsiyelerini yerine getirmiştir. Bu yıllarda din öğretimi yasak olduğundan öğrendiklerini az sayıdaki talebelerine gizlice okuturken yakalanıp Antep hapishanesine atıldı. Maddi-manevi sıkıntılara maruz kaldı.
Kur’an’ı anlamak sevdası içini kaplayınca Arapça öğrenmek üzere Tahtânî Camii imamı Hafız Abdullah Efendi’ye gitmiş önce kabul etmeyen hocası, Muhtarın ısrarı üzerine bir istihare yaptıktan sonra derse başlamayı kabul etmiştir.
Türkiye’de daha fazla din eğitimi alma imkânı bulamadığından kaçak olarak ve yürüyerek Halep’e, oradan Şam’a gitti. Dokumacılıkla hayatını kazanırken iki yılda icâzet aldı. 1945’te Türkiye’ye dönüp askerliğini yaptı, ardından Gaziantep’te Şeyh Camii’ne imam tayin edildi (1948). Tasavvufa merakı Nakşibendî tarikatına intisabıyla sonuçlanmıştır.
Daha sonra Mısır’a gitti. Kahire’de Ezher Üniversitesi’nde girdiği yeterlilik sınavını kazanıp fakülteye kayıt hakkı elde ettiyse de düzenli tahsil görmediğinden kendi isteğiyle lise kısmına kaydoldu. Ayrıca, o yıllarda Kahire’de yaşayan Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi, Zâhid Kevserî ve Yozgatlı İhsan Efendi gibi Osmanlı ulemâsı yanında özel dersleriyle tanınan Mısır’lı hocalardan okudu. Usûlüddin Fakültesi’ni bitirip (1960) yüksek lisansını tamamladı. Kahire’de Türk ve Arap talebelerine ücretsiz özel dersler verdi.
Mısırın en itibarlı üniversitelerinden Aynişşems’de hocalık yaptı. Bu arada Mısır’daki İslâmî uyanış hareketlerini takip ederek Hasan el-Bennâ, Seyyid Kutub gibi çağdaş âlimlerin konferans ve seminerlerine katıldı. Körfez ülkelerindeki üniversitelerden gelen teklifleri kabul etmeyerek hizmet aşkıyla yurda döndü (1962)
Tahsile başladığı yıllardaki gibi hoca ve ders kitabı bulamayacağı endişesiyle, dini eğitim için gerekli olan önemli ilimlerin başlangıcında okunması gereken “Mebâdi-i ilm”e dair kitapların Arapçasını yazacak donanıma sahip olmuştu. Geçimini çalışarak sağlayıp talebelerinden para almamaya söz verdiğinden pek çok kursta meccânen hocalık yapmaya başladı. Bu hizmeti esnâsında pek çok talebe yetiştirerek, kabiliyetli olanlarla ayrıca ilgilenmiş, ilk, orta ve lise mezunu olmayanlara diploma aldırmıştır. Bir taraftan da gece yarıları mâhir bir usta olduğu baklava yufkası açarak, sabah namazından sonra talebelerini okutmaya koşmuştur. Ayrıca Mahir İz’in desteğiyle İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda Arapça ve dini ilimler öğretmenliğine başladı.
Ahmet Muhtar’ın hatırlanması gereken önemli hizmetlerinden biri de 1966 yılında Yalova Esenköy’de yaz kampları açması olmuştur. Burada yakın çevresinden aldığı iâşe ve ibâte desteğiyle İHL’deki başarılı talebelerini eğitmeye devam etmiştir. Her sene daha gelişerek üç yıl süren ve sadece Arapça konuşulan bu kamplarda o hem hocalık hem de aşçılık yapmış ve öğrencilerini imamlık, vaizlik, hatiplik gibi mesleki alanlarda yetiştirmiştir. Bu eğitimin uygulamasını ise her hafta civar köy ve kasabalarda yaptırmış, Bursa ve İstanbul’daki selatîn camilerine kadar başarılı mesleki tatbikatlar gerçekleştirmiştir.
Diğer mühim bir hizmeti ise talebelerinin ilmi bakımdan daha ileri seviyeye gelmeleri, elde ettikleri donanımı ilim çevrelerine ve meraklı halka aktarmalarını temin yanında geçimlerine katkı sağlamak için yetişkin öğrencileriyle birlikte bazı dinî eserleri tercüme faaliyetine girişmesidir. Bu maksatla 1969’da, talebeleriyle kurduğu Rahle Yayınlarının ilk kitabı olarak Mahir İz’in Tasavvuf (İstanbul 1969) adlı eserinin yayımlanmasına öncülük etmiştir. Ardından İHL’den itibaren eğittiği seçkin öğrencileriyle Divan İlmî Araştırmalar Müessesesini tesis etmiş ve burada 2200 sayfa hacmindeki Hadislerle Müslümanlık adlı eser yanında çeşitli kitapları tercüme ve neşretmiştir.
Yine bu yıllarda geçimini sağlamak için çocuk konfeksiyonu ticaretine girmiş, kısa zamanda meslekleri arasına stilistlik ve modelistliği de eklemiştir.
1977’de Diyanet İşleri Haseki Eğitim Merkezi’ne hoca tayin edilerek yeniden memuriyet hayatına dönerek dokuz yıl Arapça, tefsir ve hadis dersleri verdi. Yaş haddinden emekliye ayrıldığı 1985 yılından sonra Esenköy’deki evine çekilerek bir taraftan eserlerinin yeni baskılarını hazırlarken bir taraftan da Kur’an tefsiri ve meâl çalışmalarına devam etti. Uzun süren bir hastalık devresinin ardından 6 Nisan 2013’te Yalova Devlet Hastahanesi’nde vefat etti, ertesi gün Esenköy mezarlığına defnedildi.
Kahire’de, okutup yetiştirdiği bir talebesinin kız kardeşi ile evlenmiş ikisi kız, üçü erkek beş çocuk sahibi olmuştur. Eşi Fatma Hanım hocanın tüm talebeleri için aynı zamanda annelik yapmış, onları senelerce gerek evinde gerek kamplarda yedirip içirmiştir. Ayrıca evli olan talebelerin eşlerini de yüzünden eksik olmayan tebessümü ve merhameti ile bıkmadan usanmadan eğiterek aşçılık, terzilik gibi alanlarda meslek sahibi yapmıştır.
Vefatından sonra Yalova’da inşa edilen özel bir Yüksek Tahsil Yurdu’na A. Muhtar Büyükçınar adı verilmiştir. Ailesi, hocanın kütüphanesindeki kitaplardan genel kültüre ve Arapça eğitimine ait olanları kendi adını taşıyan bu yurda, klasik eserleri ise Yalova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Kütüphanesine bağışlamışlardır.
Antep Şahinbey belediyesince de Güneykent mahallesinde adına bir cami inşa edilerek hizmete açılmıştır (22 Nisan 2019). Büyükşehir belediyesi ise 2025’te tertiplediği bir anma programı vesilesiyle adına bir belgesel hazırlatmıştır.
Eserleri.
Telifler:
1. Hayatım İbret Aynası (I-IV, İstanbul 1996-1997; İzmir 2001, 2006, Cihan Okuyucu tarafından kısaltılarak düzenlenmiştir). Büyükçınar’ın çocukluğundan 1970’li yılların sonuna kadar hâtıralarını anlattığı eser Cumhuriyet sonrası sosyal ve ekonomik hayatı aksettiren, özellikle din eğitimi alanındaki durumu ortaya koyan bir belge niteliği taşımaktadır. Anlattıkları aynı zamanda büyük mahrumiyetler içinde geçen bir hayatın ezici, kahredici ve saptırıcı acıları karşısında aklı, azmi ve iradesiyle doğruyu bulan bir gencin ibretli hayat hikâyesidir. Kitapta yakın geçmişte, milletine yabancılaşmış aydınların halk çocukları ve dindarlar üzerindeki sert ve baskıcı tavırlarından yaşanmış örneklere de yer verilmiştir. Ayrıca şahsiyeti zedelenen dindar halkın kusurlu davranışlarına içeriden tutulmuş bir ayna mahiyetindedir.
2. Mutluluk Yolları Hayat Kitabı (İstanbul 1988). Genelde günümüz problemleri karşısında mutluluğu bir türlü yakalayamayan insanlara, özelde ise hayatını İslâmî esaslara bağlı kalarak yaşamaya çalışanlara Kur’an ve hadislerin ışığında mutlu bir hayat sürdürmenin yollarını göstermeyi hedeflemektedir. Birçok defa basılan eser daha sonra geliştirilerek Mutluluk Yolları Hayat Kitabı 1 (İstanbul 1999), Mutlu Bir Aile Yuvası Hayat Kitabı 2 (İstanbul 1999), Görevlerimiz ve Sorumluluklarımız Hayat Kitabı 3 (İstanbul 2000) adıyla basılmıştır.
3. Bütün Yönleriyle İslâm İlmihâli (İstanbul 1997). Sonraki yıllarda bazı ilâvelerle Hayatın İçindeki İslâm 1: İnanç Dünyamız (İstanbul 2001), Hayatın İçindeki İslâm 2: İslâm’ın Temel İlkeleri (İstanbul 2001), Hayatın İçindeki İslâm 3: Ruhî Arınma ve Sosyal İlişkilerimiz (İstanbul 2001) adıyla basılmıştır.
Tercümeler:
1. Gassanlı Hind (İstanbul 1972). Talebelerinden Kerim Aytekin’le birlikte Türkçeye aktarılan eser, Corcî Zeydân’ın Fetâtü Ġassân adlı romanının çevirisidir.
2. Hadislerle Hz. Peygamber ve Ashabının Yaşadığı Müslümanlık (Hayatü’s-sahâbe) (I-V, İstanbul 1973, talebelerinden Ahmet Tekin, Ömer Faruk Harman, Yaşar Erol ve Mustafa Yalçın’la birlikte). Pakistanlı hadis âlimlerinden Muhammed Yûsuf Kândehlevî’nin hacimli kitabının tercümesidir.
3. Muvatta (I-IV, İstanbul 1980-1984, Yaşar Erol, Ahmet Arpa, Durak Pusmaz ve Abdullah Yücel’le birlikte). İmam Mâlik’in hadis eserinin çevirisidir.
4. Sünenü’n-Nesâî (I-VIII, İstanbul 1981, Ahmet Tekin, Ömer Faruk Harman ve Yaşar Erol’la birlikte).
5. Hadislerle İslâm (et-Tergîb ve’t-terhîb) (I-VII, İstanbul 1984-1986, Ahmet Arpa, Durak Pusmaz ve Abdullah Yücel’le birlikte). Münzirî’nin çeşitli konulara dair hadisleri bir araya getiren eserinin çevirisidir.
Müellif ayrıca Ömer Rıza Doğrul’un Tanrı Buyruğu adlı meâlinin yeni baskısını talebelerinden Mustafa Uzun’la birlikte redakte ederek yayımlamıştır (İstanbul 1980). Büyükçınar’ın çok önem verdiği meâl ve tefsir çalışması hastalığı sebebiyle yarım kalmış, Cihan Okuyucu hocasının sohbetlerinde tuttuğu notları, İrfan Sohbetleri (Büyükçınar'dan Dinlediklerim) adıyla neşretmiştir. (İstanbul 2019).
Anahtar Kelimeler
Kaynakça
DİB Arşivi’ndeki özlük dosyası.
Ahmet Muhtar Büyükçınar, Hayatım İbret Aynası, I-II (haz. M. Ertuğrul Düzdağ), İstanbul 1996; III-IV (haz. Necmettin Türinay), İstanbul 1997; ayrıca bk. M. Ertuğrul Düzdağ’ın yazısı, I, 24-26.
“Ahmet Muhtar Büyükçınar ile Mülakat...: İnsanlar Yaşama Sanatını Bilmiyorlar”, Altınoluk, sy. 141, İstanbul 1997, s. 9.
Kâmil Yaşaroğlu, “İçimizden Biri”, Yeni Hizmet, sy. 8, İstanbul 1997, s. 55-57.
Mustafa İslamoğlu, “Bir Çınarın Gölgesinde Serinlemek”, Yeni Şafak, İstanbul 03.09.2005.
Ali Demirel, “Bir İlim ve İrfan İnsanının İbretlik Hayatını Okumak İster misiniz?”, Bugün, İstanbul 06.04.2012.
Sâim Oral, “Hocam”, http://ahmetmuhtarbuyukcinar.com (22.04.2015).
a.mlf., “Rüzgar Esiyor”, http://ahmetmuhtarbuyukcinar.com (22.04.2015).
Yaşar Değirmenci, “Bir Çınarın Ardından”, http://ahmetmuhtarbuyukcinar.com (22.04.2015).
Tuğba Akbay İnan, “Hayatım İbret Aynası Hatıralar”, http://www.cocukaile.net (22.04.2015).
Adil Görmez, “Hayatım İbret Aynası Hatıralar”, http://www.egitimakademisi.org.tr (22.04.2015).
Abdullah Ömer Çelik, “92 Yaşında Koca Bir Çınar Hocamız”, http://www.dunyabizim.com (22.04.2015).
“Ahmet Muhtar Büyükçınar Hoca Dua Bekliyor”, http://www.haber7.com (22.04.2015).
“Ömrünü İlme Adayan Ahmet Muhtar Büyükçınar Dua Bekliyor”, http://www.haberler.com (22.04.2015).
Mustafa İsmet Uzun, “Büyükçınar, Ahmet Muhtar”, DİA, Ek-1,230-231.