GAZİANTEP PREHİSTORYASI (TARİH ÖNCESİ)
Gaziantep prehistoryası, Afrika’dan Avrasya’ya uzanan erken insan göç yolları üzerinde yer alan bölgenin, zengin su kaynakları, hammadde olanakları ve stratejik konumu sayesinde Alt Paleolitik’ten Neolitik’e kadar kesintisiz yerleşim, kültürel süreklilik ve teknolojik evrim gösteren önemli bir yaşam ve adaptasyon merkezi olmasıdır.
İnsanlık tarihi yüz binlerce yıl süren zorlu iklim
dalgalanmaları, kıtalararası göçler, çevresel adaptasyonlar ve alet yapım
teknolojilerindeki bilişsel devrimlerle şekillenmiştir. Bu uzun soluklu
serüvende, Homo erectus’un Afrika kıtasından çıkarak Avrasya’nın
içlerine doğru yayılması, insanlığın demografik ve kültürel evrimindeki en
hayati kırılma noktalarından birini temsil etmektedir. Anadolu’nun
güneydoğusunda, bereketli Fırat Havzası’nın kalbinde yer alan Gaziantep ve
çevresi ise, bu büyük göç dalgaları için önemli bir merkez olmaktadır.
Erken Paleolitik dönemde Afrika’dan çıkan ilk insan grupları
Rift Vadisi’ni takip ederek yeni ekolojik nişler arayışına girmişlerdir. Güncel
arkeolojik ve paleoantropolojik veriler ışığında, Afrika dışındaki en erken
hominin izleri Gürcistan’ın Dmanisi bölgesinde yaklaşık 1,8 milyon yıl
öncesine, Levant bölgesinde ise İsrail sınırları içindeki Ubeidiya gibi
alanlarda yaklaşık 1,5 milyon yıl öncesine tarihlenmektedir.
Bu iki kritik uç nokta arasında yer alan Anadolu içlerindeki
Homo erectus varlığına ilişkin veriler ise yaklaşık 1 milyon yıl
öncesine işaret etmektedir. Bu kronolojik dizilim Afrika’dan çıkarak Levant
Koridoru üzerinden kuzeye ve doğuya yönelen avcı-toplayıcı insan
topluluklarının, Anadolu’yu kıtalararası bir geçiş ve yayılım alanı olarak
yoğun biçimde kullandığını göstermektedir. Bu devasa göç rotasında Güneydoğu
Anadolu, güneydeki Levant ile kuzeydeki Anadolu platosu ve Kafkasya dağ
silsileleri arasında doğal, güvenli ve zengin kaynakları açısından önemli bir
barınaktır.
Gaziantep’in prehistorik dönemler boyunca kesintisiz bir
yerleşime sahne olmasının temel nedeni, eşsiz coğrafi ve ekolojik koşullarıdır.
Fırat Nehri ve onu besleyen Nizip Çayı gibi akarsular Pleistosen boyunca
yaşanan sert iklim dalgalanmalarında insan toplulukları için birer vaha işlevi
görmüştür. Bölge, Alt Paleolitik’ten Neolitik’e kadar uzanan geniş bir zaman
dilimine ait arkeolojik veriler sunmaktadır. Coğrafi konumu itibarıyla
Gaziantep hem güneyden Anadolu’ya girişte hem de kuzeye, Kafkasya’nın volkanik
alanlarına doğru ilerleyişte bir “dar boğaz” ve geçiş kapısıdır. Ancak veriler,
buranın yalnızca bir transit yol olmadığını, av kaynaklarının bolluğu ve alet
yapımına uygun kaliteli çakmaktaşı yataklarının zenginliği sayesinde erken
insan topluluklarının hareketliliğini, adaptasyon süreçlerini ve demografik
örgütlenmelerini sağladıkları kilit bir kalıcı yerleşim alanı olduğunu
kanıtlamaktadır.
Bilimsel Araştırmalar Tarihi
Gaziantep prehistoryasının bilim dünyasıyla tanışması ve
araştırılması, 19. yüzyılın sonlarından günümüze kadar farklı evrelerden ve
metodolojik devrimlerden geçmiştir. Yüzeyde rastgele bulunan taş aletlerle
başlayan bu süreç, zamanla jeomorfolojik ve teknolojik analizlerin kullanıldığı
disiplinler arası dev projelere dönüşmüştür.
İlk Keşifler ve Erken Dönem Araştırmaları (1894 - 1930’lar)
Gaziantep ve yakın çevresinde Paleolitik Çağ’a ilişkin ilk
bilimsel bulgular, 1894 yılında J. Gautier tarafından Şanlıurfa-Birecik
yöresinde, Fırat Nehri alüvyonları içerisinde tespit edilen tipik bir Aşölyen
tip el baltası ile literatüre girmiştir. Bir dönüm noktası niteliğindeki bu
buluntu, Anadolu topraklarında Paleolitik Dönem’in varlığını belgeleyen ve
uluslararası camiada kabul gören en erken kanıtlardan biri olarak da
değerlendirilmektedir.
Bu ilk keşfin ardından bölgeye olan bilimsel ilgi artmış;
1907 yılında F. G. Arne’nin Nizip ile Cerablus arasındaki Barak bölgesinde
gerçekleştirdiği saha çalışmaları sonucunda 50 parçalık yontmataş grubu tespit
etmiştir. Bunların içerisinde 22 yontmataş kalıntısı el baltası olarak
tanımlanmıştır. Bu kalıntılar bölgedeki Alt Paleolitik yerleşimlerin varlığını
ve Gaziantep çevresinin açık hava buluntu istasyonları açısından sahip olduğu
potansiyeli tartışmasız biçimde ortaya koymuştur.
İlerleyen yıllarda, 1932’de H. von der Osten’in Birecik ve
Pirin bölgelerinde gerçekleştirdiği araştırmalar, teknolojik olarak daha
gelişmiş, Orta ve Üst Paleolitik dönemlere tarihlenen daha küçük ve nitelikli
yontmataş aletlerin varlığını ortaya çıkarmıştır. Bölgedeki kültürel
dizinin sadece Alt Paleolitik ile sınırlı kalmadığını, kültürel bir süreklilik
barındırdığını göstermiştir.
Gaziantep Bölgesinde artan çalışmalarla Türkiye’de
Paleolitik kalıntılarının varlığı: 1930’lar - 1970’ler
Gaziantep arkeolojisi açısından en önemli gelişmeler Türk
bilim insanlarının sistematik çalışmalarıyla başlamıştır. İlk çalışma 1938
yılında Dr. Muine Atasayan’ın Dülük çevresinde Alt Paleolitik’e
tarihlenebilecek yontmataş aletleri tespit etmesidir. Bunu izleyen yıllarda
Kemal Erguvanlı’nın Metmenge ve İncesu’daki yüzey araştırmaları (1945) ile
dönemin önde gelen araştırmacıları arasında yer alan Enver Yaşar Bostancı ve İ.
Kılıç Kökten’in (1946) Dülük ve Metmenge yörelerinde yürüttükleri çalışmalar
takip etmektedir. Bu dönemle birlikte Gaziantep’teki Paleolitik materyalin ilk
kez modern bilimsel yöntemlerle sınıflandırılmasını sağlamıştır.
Kökten, bölgede saptanan el baltalarını Fransız
terminolojisinden esinlenerek “Chelléen”, gelişmiş yonga endüstrisini ise “Clactonien”
tip olarak tanımlamıştır. Böylelikle Gaziantep Paleolitiği için ilk kez
bölgesel bir tipolojik sınıflandırma yapılmıştır. Aynı dönemde Karatepe
kazılarıyla tanınan H. Th. Bossert ve dönemin Gaziantep Müze Müdürü Sabahat
Göğüş’ün Dülük’te yürüttüğü detaylı incelemeler, bölgenin ulusal ve
uluslararası bilimsel arenadaki önemini pekiştirmiştir.
Bölgedeki kültürel sürekliliği kanıtlayan bir diğer önemli
çalışma, 1950’li yılların başında Refakat Çiner tarafından yapılmıştır. Çiner,
Tilbaşar’dan Kayaönü’ne uzanan geniş bir alanda gerçekleştirdiği yüzey
araştırmalarında toplam 286 adet yontmataş buluntu toplayarak Epi-Paleolitik
döneme tarihlenebilecek, oldukça ince işçilikli mikro-litik bir endüstrinin
varlığına belirlemiştir. Bu durum, avcı-toplayıcı grupların Buzul Çağı’nın
sonlarına kadar bölgeyi terk etmediğini kanıtlamıştır. Bu nedenle Gaziantep
uzun soluklu bir iskanın da kanıtlarını barındırmıştır.
Gaziantep prehistoryası denildiğinde şüphesiz en çok öne
çıkan isimlerden biri Enver Yaşar Bostancı’dır. 1946 yılında Kökten ile
başladığı alan çalışmalarını derinleştiren Bostancı, 1954 yılında özgün bir
kavram olan “Dülük Tipi” “Dülükiyensis” küçük boyutlu el baltalarını
tanımlayarak literatüre kazandırmıştır. Bostancı’nın vizyonu yüzey
araştırmalarıyla sınırlı kalmamıştır. 1971 yılında Büyük Mağara, Şarklı ve
Biçme mağaralarında ilk prehistorik sondajları gerçekleştirmiştir. Bu kazılar,
dönemin kısıtlı imkanları nedeniyle günümüzün hassas metodolojik
standartlarının gerisinde kalmış olsa da Bostancı’nın özellikle Şarklı Mağara’da
tanımladığı ve “Şarklian” olarak adlandırdığı kültürel evre, bölgenin Üst
Paleolitik ve Epi-Paleolitik dönemlerine ilişkin ilk teorik tartışmaların
temelini atmıştır.
Kurtarma Kazıları Dönemi (1980’ler - 2000’ler)
1980’li yıllara gelindiğinde dünya arkeolojisindeki teorik
değişimler Gaziantep’e de yansımış, taş alet tipolojisinin yanı sıra
jeomorfoloji, tabakalanma ve çevresel analizler ön plana çıkmıştır.
Minzoni-Deroche ve Sanlaville (1986), Nizip Çayı’nın Fırat’a bağlandığı
alandaki nehir sekilerini inceleyerek Aşölyen endüstrisini sadece alet
şekillerine göre değil, bulunduğu jeolojik katmanların ışığında günümüzden
yaklaşık 700.000 yıl öncesine tarihlendirmiştir. Bu disiplinler arası çalışma,
Alt Paleolitik kronolojinin salt varsayımlardan kurtulup pozitif bilimsel
temellere oturtulmasında tarihi bir adımdır. Bu durum 80’li yılların sonuna
gelindiğinde Türkiye’den tarihlendirilen ilk alan olarak dikkat
çekmektedir.
1995 yılında Andrew Garrard’ın Nurdağı-Sakçagözü
çevresindeki karstik oluşumlarda gerçekleştirdiği yüzey araştırmalarında, 11
farklı mağara ve kaya sığınağında Alt ve Orta Paleolitik’e ait oldukça yoğun
yaşamsal izler tespit edilmiştir. Ancak bu çalışmada Üst Paleolitik bulguların
görece sınırlı oluşu, iklimsel veya demografik bölgesel değişimlere dair yeni
soru işaretleri doğurmuştur.
Bölge arkeolojisine en büyük veri akışlarından biri,
1998–2000 yılları arasında Fırat Nehri üzerinde inşa edilen Birecik ve Karkamış
Baraj projeleri kapsamındaki uluslararası kurtarma çalışmaları sayesinde
gerçekleşmiştir. L. Bourguignon ve C. Kuzucuoğlu tarafından yürütülen detaylı
jeomorfolojik incelemelerde, Horum Höyük, Belkıs (Zeugma çevresi) ve Kafir Dağı
etrafındaki yüksek nehir sekileri üzerinde erken dönem insanlarının bıraktığı
Alt ve Orta Paleolitik dönemlere ait yoğun in-situ buluntular saptanmıştır. Bu
araştırma 2000 yılında Harun Taşkıran ve Metin Kartal’ın Barak bölgesinde
belirlediği 35 farklı buluntu istasyonu, hominin gruplarının sadece su
kenarlarına değil, hammadde tedarik alanlarına yakın noktalara da yaygın
biçimde yerleştiğini ortaya koymuştur. 2011 yılına gelindiğinde Erksin Güleç ve
ekibi, Başpınar’dan Sakçagözü’ne uzanan uzun bir hatta gerçekleştirdikleri
araştırmalarda, Aşölyen aletlerle birlikte daha karmaşık olan Levallois
teknikli buluntuları belgeleyerek bölgedeki kültürel evrim dizisini çok daha
net, kronolojik bir çerçeveye oturtmuştur.
Modern Çağın Bilimsel Atılımları: PaleoGAÜN ve GAYA
Projeleri
2020’li yıllar, Gaziantep prehistoryası için teknoloji
destekli, mikroskobik ve makroskobik analizlerin kullanıldığı yeni bir rönesans
dönemi olmuştur. 2021 yılında, Gaziantep Müzesi başkanlığında ve Prof. Dr.
İsmail Baykara’nın bilimsel danışmanlığında başlatılan “PaleoGAÜN” çalışmaları,
doğrudan Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) kampüs alanında yürütülen sistematik
yüzey araştırmasıyla bölge Paleolitiğinde yeni bir sayfa açmıştır. Bu projenin
temel hedefi; geçmişte saptanmış dağınık verileri modern kayıt sistemleri, üç
boyutlu belgeleme (fotogrametri) ve CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri)
teknolojileriyle yeniden değerlendirmek, Gaziantep’in Pleistosen kronolojisini
sarsılmaz bir çerçeveye oturtmaktır. PaleoGAÜN endüstrisinin yerel çakmaktaşına
dayalı üretim yapısı, kuzeye doğru gidildikçe Kaletepe, Gürgürbaba ve Nor Geghi
gibi merkezlerde karşılaştığımız obsidiyen (volkanik cam) ağırlıklı
endüstrilere geçişte, insan zekasının yontma tekniklerini farklı hammaddelere
nasıl ustalıkla uyarladığını anlamak açısından kritik bir evrimsel ara
basamaktır. Bu bağlamda, PaleoGAÜN lokaliteleri, güneydeki Levant’ın
karakteristik “Acheulo-Yabrudian” kültürel dünyası ile kuzeydeki Kafkasya’nın “Erken
Orta Paleolitik” dünyası arasında devasa bir kronolojik ve tipolojik köprü
kurmaktadır.
GAYA (Gaziantep İli Pleistosen Dönem Yüzey Araştırması)
2023 yılında hayata geçirilen GAYA projesi, bölgedeki
tarihöncesi yerleşimlerin çok daha geniş ölçekli, haritalandırılmış ve
multidisipliner yöntemlerle araştırılmasını amaçlamaktadır. Projenin ana
gayesi; Pleistosen’den Holosen’e uzanan o büyük dönüşüm sürecinde insan
topluluklarının haritalar üzerindeki göç rotalarını kesin olarak belirlemek,
Anadolu’nun medeniyetler tarihindeki stratejik rolünü somut kanıtlarla
tartışmaktır.
GAYA projesinin 2023 yılı çalışmalarında Yavuzeli ve Araban
ilçelerinde yürütülmüş ve bu alanlardan 27 buluntu alanı tespit edilmiştir.
2024 yılı çalışmalarında Şehitkamil ilçesinde sürdürülen araştırmalarda 9
buluntu alanı belirlenmiştir. 2025 yılı çalışmalarında Nurdağı ve Şehitkamil
ilçelerini kapsayan alanalrda toplam 36 yeni buluntu alanı belirlenmiştir. GAYA
projesi kapsamında Alt, Orta ve Üst Paleolitik dönemlere, Epi-Paleolitik ve
tarıma geçişi simgeleyen Neolitik dönemlere ait buluntular katmanlı bir şekilde
ele geçirilmiştir. Proje kapsamında Aşölyen endüstrisinin erken dönemlerinde
başlayan yerleşim, neredeyse kesintisiz bir şekilde devam ettiği ve Orta
Paleolitik çağda demografik yapının yükseldiğini göstermektedir. Son buzul
çağında ise bölgedeki insan varlığı devam etse de buluntu alanında bir azalma
olduğu, yaklaşık 20 bin yıl öncesinden sonra ise hızlı bir artışla Gaziantep’in
tamamına bir yayılım gerçekleştiği gözlenmiştir.
Gaziantep Prehistorik yapısı dönemsel olarak karakteristik
özelliklere sahiptir. Alt Paleolitik Dönem teknolojik karakteri kalın ve yassı
özellik gösteren Aşölyen el baltaları üzerinden izlenmektedir. Yontmataşların
her iki yüzünden simetrik olarak yontarak belli bir simetride taş aletler
üretilmiştir. Tipolojik analizler; badem biçimli, mızrak biçimli (lanceolate),
kısmi iki yüzeyli, kısa badem biçimli, atipik iki yüzeyli, proto-limande, yürek
biçimli, üçgen, kazma biçimli/üç yüzeyli tiplerin yaygınlığını göstermektedir.
Aşölyen ve daha gelişkin Micoquien karakterli özelliklerin aynı endüstride
birlikte bulunması, bölgeye gelen farklı kültürel grupların veya nesillerin
teknolojik bir çeşitlilik yarattığına işaret eder. Alt Paleolitik dönemin bir
diğer önemli alet gruplarını ise satırlar ve kıyıcı-satırlar oluşturmaktadır.
Bu aletler tek veya iki yüzden keskin kenar elde edilmiş aletlerdir.
Orta Paleolitik dönemde ise yontmataşlar endüstrisi
Levallois tekniğine kullanımıyla karakterizedir. Tek veya Çift kutuplu,
Merkezcil hazırlanmış çekirdeklerden istenilen boyutta ve keskinlikte yonga ve
dilgiler parçalar önceden planlanarak üretilmiştir. Özellikle kenar kazıyıcı
aletlerin yüksek oranı, deri işleme, et kesme veya ahşap şekillendirme gibi
kompleks eylemlerin arttığını gösterirken; bu endüstriyel organizasyon Levant
bölgesinin endüstriyel özelliklerine paralellikler taşımaktadır.
Orta Paleolitik’ten Üst Paleolitik’e geçiş örnekleri dünyada
çok nadir bulunurken, Gaziantep’te bu endüstri ait büyük bir kaya-altı buluntu
alanı tespit edilmiştir. Erken Üst Paleolitik olarak belirlenen bu buluntu
alanından orta Paleolitik endüstrisiyle üretilmiş üst Paleolitik aletler
belirlenmiştir.
Epi-paleolitik çağ Buzul Çağı’nın sonlarında denk gelir ve
Gaziantep’te bu döneme ait mağaralar, kaya altı sığınakları ve yamaç
yerleşimleri birçok ilçede tespit edilmiştir. Epi-paleolitik dönemin erken ve
son dönemlerine ait dilgicik üretiminin baskın olduğu kalıntılar
belirlenmiştir. Erken dönemlerinde dilgiciklerin arttığı son dönemleri ise
yarım ayların bulunduğu Natufiyen endüstriyi içermektedir.
Anahtar Kelimeler
Kaynakça
Arne, F. J. (1909). Découvertes Paléolithiques dans le nord de la Syrie. L’Anthropologie, 20, 23-29.
Atasayan, M. (1939). 1938 yılında Gaziantep köylerinde Dülük civarında bulunan Paleolitik tip çakmaktaşı aletleri üzerine bir not. Türk Antropoloji Mecmuası, 314-315.
Bakım, M. (2024). Paleolitik Çağ araştırmalarında dijital arkeoloji uygulamaları: Paleogaün 001 numaralı buluntu alanı örneği. (Yüksek Lisans Tezi). Gaziantep Üniversitesi.
Baykara, İ., Dinçer, B., & Şahin, S. (2018). Gürgürbaba Tepesi (Erciş, Van) Paleolitik Çağ araştırmaları. Colloquium Anatolicum, 17, 161–189.
Baykara, İ., Eren Kural, E., Demir, T., Özdemir, E., Turan, D., & Agras, M. K. (2025). Gaziantep İli Pleistosen Dönem Yüzey Araştırması 2023 Yılı Sonuçları. 40. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 1, 387-402.
Bostancı, E. Y. (1962). Güney-Doğu Anadolu araştırmaları. Dülük ve Kartal’ın Chellean ve Acheulean endüstrisi (Türkçe-İngilizce). Anatolia, 6, 87-162.
Bostancı, E. Y. (1975). Anadolu’da çakmaktaşının jeolojik yaşı ve Güney Doğu Anadolu’da Gaziantep yakınında, Dülük Köyü vadisinde, bir yüzüne Neojen yaşta Chlamys sp. kavkı mülajı bulunan Alt Paleolithic Dülükiyen devre ait elbal tası üzerinde bir tetkik. Antropoloji, 7, 317-337.
Bostancı, E. Y. (1984). Dülük taş devrinde insan evrimi ve Mezolitik Şarklıan kültürü üzerinde bir araştırma: Şarklı Mağara kazısı. 5. Kazı Sonuçları Toplantısı, 49-64.
Bourguignon, L., & Kuzucuoğlu, C. (1999). Les occupations préhistoriques de la moyenne vallée de l’Euphrate au nord de Belkıs (Turquie). Études géomorphologiques et archéologiques: Premiers résultats. Anatolia Antiqua, 7, 265-283.
Chantre, E. (1898). Mission en Cappodoce 1893–1894. Paris: Leroux.
Çiner, R. (1958). Gaziantep çevresinde Paleolitik buluntular. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 58(1), 125-129.
Erguvanlı, K. (1946). Gaziantep-Narlı Arasında Bulunan Paleolitik Aletler Hakkında Bir Not. BELLETEN, 10(39), 375-380.
Gabunia, L., & Vekua, A. (1995). A Plio-Pleistocene hominid from Dmanisi, East Georgia, Caucasus. Nature, 373(6514), 509-512.
Garrard, A., Conolly, J., Moloney, N., & Wright, K. (1996). The early prehistory of the Sakçagözü region, North Levantine Rift Valley: Report on 1995 survey season. Anatolian Studies, 46, 53-81.
Güleç, E., Özer, İ., Sağır, M., Baykara, İ., & Şahin, S. (2013). Gaziantep ve Hatay illeri yüzey araştırması. 30. Araştırma Sonuçları Toplantısı, 2, 257-266.
Güleç, E., White, T., Kuhn, S., Özer, İ., Sağır, M., Yılmaz, H., & Howell, F. C. (2009). The Lower Pleistocene lithic assemblage from Dursunlu (Konya), Central Anatolia, Turkey. Antiquity, 83, 11-22.
Kökten, İ. K. (1947b). Bazı prehistorik istasyonlar hakkında yeni gözlemler. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 5(2), 223-236.
Meignen, L. (1983). Naama Goren.—The lithic assemblages of the site of Ubeidiya, Jordan Valley. Paléorient, 9(1), 105-106.
Minzoni-Déroche, A., & Sanlaville, P. (1898). Le Paléolithique inférieur de la région de Gaziantep. Paléorient, 14(2), 87-98.
Pfannenstiel, M. (1941). Die altsteinzietlichen Kulturen Anatoliens. Istanbuler Forschungen, Band 15. Berlin.
Sevindik, Y. E. (2023). Gaziantep Üniversitesi 002 Numaralı Paleolitik Çağ Buluntu Yeri (GAÜN-002 Yontmataşlarının Teknolojik ve Tipolojik Analizi. (Yüksek Lisans Tezi). Gaziantep Üniversitesi.
Taşkıran, H. (2002). 2000 yılı Karkamış Baraj Gölü alanı Paleolitik Çağ yüzey araştırması / The Palaeolithic survey in the Carchemish Dam Reservoir region: 2000 season. İçinde: Ilısu ve Karkamış Baraj Gölleri Altında Kalacak Arkeolojik Kültür Varlıklarını Kurtarma Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, Derleyen N. Tuna & J. Velibeyoğlu, 383-429. Ankara: ODTÜ TAÇDAM Yayınları.
Taşkıran, H. (2022). Paleolitik Çağ’da Gaziantep. İçinde A. Engin & K. Görkay (Ed.), Prehistorik Dönemlerden Geç Antik Döneme Gaziantep Arkeolojisi (ss. 15-27). Ofset Yapımevi Yayınları.