GAZİANTEP KALESİ

Yazar: RİFAT ERGEÇ

Gaziantep şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kıyısındaki kayalık kütle ve bu kütleye dayanan höyük üzerinde yer alan tarihî askerî ve idarî yapı.

Gaziantep Kalesi, kısmen doğal kayalık zemine, kısmen de yaklaşık 5600 yıllık bir höyük üzerine oturmaktadır. Anadolu’daki diğer kaleli şehirlerde olduğu gibi, şehir yerleşiminin oluşumunda merkezî bir rol üstlenmiş; iskân alanı büyük ölçüde kale çevresinde gelişmiştir. Kale, şehirden daha eski olduğu ve “Gazi” unvanı şehre çok daha geç dönemde verildiği için tarihî süreç bakımından yapı için “Antep Kalesi” adlandırması tercih edilmektedir.

(Maddenin tarih bildirimlerinde milattan önceki tarihler “M.Ö.” kısaltmasıyla verilmiş, milattan sonraki tarihlerde ayrıca “M.S.” kısaltması kullanılmamıştır.)

Kale, dış görünüşü itibarıyla kavisli bir tepenin üzerine yerleştirilmiş bir yapı görünümündedir. Profilden bakıldığında yüzük ve üzerindeki değerli taş biçimini çağrıştırdığı için halk arasında çeşitli efsanelere konu olmuşsa da bu anlatıların tarihî veya arkeolojik temeli bulunmamaktadır. Antep Kalesi, esas itibarıyla tarihî, arkeolojik ve askerî işlevleriyle değerlendirilmesi gereken bir savunma ve yönetim yapısıdır.

Bazı kaynaklarda Antep Kalesi’nin Halep Kalesi’ne benzediği, hatta onun küçük bir örneği olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak inşa tekniği bakımından doğrudan bir örnek alma ilişkisi söz konusu değildir. İki yapı arasındaki benzerlik, her ikisinin de üzerinde bulundukları tepeyle bütünleşmiş görünmesinden, jeolojik ve topografik şartların benzerliğinden kaynaklanmaktadır.

Antep Kalesi, tam kapsamlı bir kale olarak kullanıldığı yaklaşık 1200 yıllık süreçte, M.Ö. 1750’den M.Ö. 550’ye kadar uzanan daha erken yerleşim tabakalarının da etkisiyle uzun bir inşa, tamir ve tadilat süreci geçirmiştir. Yenileme, ekleme, eski yapı unsurlarının tadili, bazı bölümlerin bozulup yeniden yapılması, mevcut kısımların yeni ihtiyaçlara göre değiştirilmesi, eski yapının üzerine yeni yapının inşa edilmesi veya eski kısımlar kısmen kaldırılarak yeninin ona uydurulması gibi farklı müdahaleler kalenin mimari dokusunu karmaşık hâle getirmiştir. Bu müdahaleler sırasında temeller ve duvarlar yanında özellikle kuzeydeki kayalık kesimde oyma ve kesme teknikleri kullanılmış; geçit, dehliz, merdiven ve altyapı unsurlarından azami ölçüde yararlanılmıştır.

Kale hakkında eldeki bilgiler, yapının karmaşık mimari ve tarihî ilişkileri sebebiyle tarihçe, stratejik önem, kayalık yapı, mimari özellikler, giriş bölümü, burçlar, kitabeler, galeriler, iç avlu yapıları, hamam ve cami gibi başlıklar altında ele alınmalıdır. Araştırma, kazı ve incelemeler sürdükçe kalenin özellikle yer altı ve altyapı sistemleriyle ilgili yeni bulgular vermesi mümkündür.

Kalenin şehirle ilişkisi hâlen tam olarak açıklığa kavuşmamış önemli konulardan biridir. Şehrin belirli dönemlerde kaleden idare edilmiş olması, hükümran kişinin yönetim mekânının da kalede bulunduğunu düşündürmektedir. Bazı belgelerde geçen “kalede köşkler ve saraylar yapıldı” şeklindeki ifadelerin böyle bir duruma işaret etmesi mümkündür. Bugünkü kalede köşk veya saray inşa edildiğini gösteren belirgin bir mimari iz tespit edilememiştir. Ancak bu kayıtların ait olduğu XII-XIII. yüzyıllardan sonra kale istilalar, depremler ve onarımlar sebebiyle birçok kez değişikliğe uğramış; özellikle Osmanlı hâkimiyetinden itibaren yönetim biçiminin değişmesiyle şehir yöneticisinin kalede ikamet etmesine gerek kalmamış olmalıdır. Bu nedenle, söz konusu yapıların zaman içinde nasıl değiştiği veya ortadan kalktığı henüz kesin olarak bilinmemektedir.

Tarihçe: Dülük, Kale ve Antep Şehri

Antep Kalesi’nin tarihî gelişimini anlayabilmek için Dolikhe/Dülük antik kenti ile Antep şehrini birlikte değerlendirmek gerekir. Tarihî süreç bakımından Dolikhe kalenin ortaya çıkmasını, kale de Antep şehrinin oluşmasını hazırlamıştır. Bu ilişki, “Dolikhe kaleyi, kale de Antep şehrini doğurmuştur” şeklinde özetlenebilir.

Kale Höyüğü olarak adlandırılan yerleşim yerinin, M.Ö. 2. binyıldaki meşhur Urşu/Urşum şehri olma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Urşum, Erken ve Orta Tunç Çağı’nda bölgenin ticari bakımdan önemli şehir devletlerinden biri kabul edilmektedir. Bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Bununla birlikte höyüğün ilk iskânının M.Ö. 4. binyıla, Geç Kalkolitik Dönem’e kadar uzandığı bilinmektedir. Akarsu kenarında bulunması, yolların kavşağında yer alması, verimli arazilere, ormanlara ve çakmaktaşı hammaddesine yakınlığı gibi özellikleri sebebiyle çevredeki diğer höyük yerleşimleri gibi uzun süre iskân görmüştür.

Gaziantep il merkezinin yaklaşık 10 km kuzeyinde yer alan Dülük köyü ve çevresi, Geç Hitit Dönemi’nden itibaren yüzyıllar boyunca bölgenin önemli dinî merkezlerinden biri olmuştur. M.Ö. III. yüzyıl başlarında, Hellenistik Dönem’de, İskender ordusundaki Grek-Makedon kökenli askerler tarafından burada Teselya bölgesindeki Dolikhe kentinin adı verilen bir şehir kurulmuş veya mevcut bir yerleşme ihya edilmiştir. XII. yüzyıl sonrasındaki göçlerle gelen Türkmen boyları tarafından kurulan köy, günümüzde Dolikhe adından bozularak “Dülük” şeklinde anılmaktadır.

Dolikhe kenti, özellikle Roma Çağı’nda II. yüzyıldan itibaren dinî merkez olma özelliğinin yanı sıra önemli yolların kavşağında bulunması sebebiyle de önem kazanmıştır. Ancak bütün bölge gibi 252-253 yılında I. Şapur idaresindeki Sasanî istilasıyla büyük ölçüde tahribata uğramıştır.

Alleben Deresi’nin güney kenarındaki kayalık kütle üzerine, Sasanî tehlikesi sebebiyle Roma Dönemi’nde, II-III. yüzyıllarda birkaç kuleli bir karakol kalesi inşa edildiği kabul edilmektedir. II. yüzyılda yaşamış coğrafyacı Claudius Ptolemaeus, Geographia adlı eserinde bu bölgeden söz ederken Dolikhe’den ayrı olarak Alleben Deresi’nin güneyindeki höyük ve eteklerinde bulunduğu anlaşılan Deba/Teba adlı küçük bir yerleşimden de bahsetmiştir. Kalehöyük kazılarında bulunan ve üzerinde yalnızca “Büyük Zeus’a” ifadesi okunabilen iki Roma Dönemi sunağı ile kalenin güneyinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan zeytinyağı atölyeleri ve benzeri kalıntılar, burada antik gelenekte bir yerleşim bulunduğunu göstermektedir.

Bizans Dönemi’nde V. yüzyılda Dolikhe’de Yakubî piskoposluğunun kurulmasıyla kentin Hıristiyanlık açısından önemi artmıştır. Bizans İmparatoru I. Iustinianus’un (527-565) VI. yüzyıl ortalarında Sasanî tehlikesine karşı Fırat boyundaki kaleleri güçlendirdiği sırada, kesin olmamakla birlikte Teba’daki küçük Roma kalesini de genişlettiği kabul edilmektedir. Buna göre kale güneye, höyük üzerine doğru genişletilmiş, yükseltilmiş ve etrafı hendekle çevrilmiştir. Kalenin bu biçimde büyütülmesi, Dolikhe’nin güvenliği bakımından da önemli görülmektedir.

Bölgenin önemli şehirlerinden Zeugma’nın Sasanî yıkımından sonraki yüzyıllarda önemini yitirmesi ve Fırat geçitleri bakımından sahip olduğu avantajı Birecik’e kaptırması üzerine, Halep’e giden ticari ve askerî yol daha güneyden geçmeye başlamıştır. Bu yolun korunması, kalenin stratejik önemini artırmıştır.

X. yüzyılda Dolikhe, Bizans’ın Telukh adıyla bir eyalet, yani thema merkezi hâline gelmiş; burada strategosluk kurulmuştur. Bu dönemde Müslüman Arap devletleriyle yoğun mücadeleler yaşanmış ve kayıtlarda güçlü bir kaleden söz edilmiştir. Fırat’ı geçen kervanların ilk durak yeri olarak Teba Kalesi eteğini tercih etmelerinin başlıca sebebi, buranın geceleme ve güvenlik bakımından elverişli olması ve konaklama sırasında çevreden gelen halkla pazar yeri kapsamında alışveriş yapılabilmesiydi. Bu çevre halkı arasında, Abbasî Devleti’nin IX. yüzyılda bölgeye yerleştirdiği Horasan çıkışlı Türkmen boyları da bulunmaktaydı. IX ve X. yüzyıllardaki büyük depremlerle önemli ölçüde tahrip olan Dolikhe, giderek yönetim gücünü kaybetmiş, ıssızlaşmış ve terk edilmeye yüz tutmuştur. Buna karşılık hemen güneyindeki Teba Kalesi çevresinde gelişen yerleşim, güvenlik faktörü sebebiyle önem kazanmaya ve büyümeye başlamıştır.

Alleben Deresi ve çevresindeki su kaynakları dolayısıyla Arap akıncıların burayı Arapça söyleyişle “Ayn Teba” diye adlandırdığı anlaşılmaktadır. Ayn Teba hem Teba yerleşimi hem de Teba pınarı anlamına gelmektedir. Kalenin eteklerindeki iskân alanının önem kazanmasından sonra bu adın çevredeki Türkmenler tarafından önce Ayntab/Ayıntap biçiminde telaffuz edilmeye başlandığı, zamanla ve özellikle son yüzyılda “Antep”e dönüştüğü kabul edilmektedir.

“Ayıntab” adlı bir şehirden ilk kez XII. yüzyıl başlarında Urfalı Mateos’un vekayinamesinde bahsedilmektedir. Bu kayıt, Kale/Teba çevresinde oluşan pazar yerinin kalıcı unsurlar kazanarak şehir niteliği taşıyan bir yerleşime dönüştüğünü göstermektedir. Böylece XII. yüzyılda adından söz edilen Ayntab/Antep şehrinin yaklaşık 800 yıllık bir geçmişe sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Antep ve kalesi hakkında Papaz Urfalı Mateos’tan sonraki bilgiler, takip eden yüzyıllarda Ebü’l-Fidâ gibi coğrafyacı ve seyyahların, Nizâmüddin Şâmî gibi tarihçi ve savaş gözlemcilerinin yazılarından öğrenilmektedir. Antepli âlim Bedreddin Aynî de bu kaynaklar arasında zikredilebilir. Bu metinlerde özellikle kalenin fizikî durumu, yapısı, görünümü, şehir ve çevresinin doğal zenginlikleri hakkında bilgiler yer almaktadır. Şer‘iyye mahkemesi sicilleri de kale ve şehir tarihi bakımından önemli bilgiler içermektedir.

Bizans Dönemi ile Osmanlı hâkimiyeti arasında geçen süreçte Dört Halife Dönemi, Emevîler, Abbasîler, Eyyûbîler, Hamdânîler ve Seyfüddevle, Anadolu Selçukluları ve II. Kılıçarslan, Zengîler ve Nûreddin Zengî, Eyyûbîler ve Selâhaddin Eyyûbî, İlhanlılar, Memlükler, Baybars ve Kayıtbay, Dulkadirliler, Timur, Karakoyunlular, Kanûnî Sultan Süleyman ve Osmanlılar ile Kavalalı Mehmed Ali Paşa gibi devletler ve tarihî şahsiyetler Antep şehri ve kalesiyle farklı biçimlerde ilişki kurmuşlardır.

II. Kılıçarslan, Nûreddin Zengî, Dulkadirli Sûlî Bey ve Timur gibi bazı hükümdar ve kumandanlar şehri ve kaleyi tahrip etmiş; Eyyûbî hükümdarları Melik Nasreddin Muhammed ve Melik Salih b. Ahmed Mâlik Zâhir, Memlük hükümdarı el-Melikü’l-Eşref Ebü’n-Nasr Kayıtbay ve Kanûnî Sultan Süleyman gibi bazıları ise kaleyi ve şehri onartmış, çeşitli yenilik ve eklemeler yaptırmıştır. 1517’de Osmanlı hâkimiyetine girdikten sonra kalede bir dizdar ve onun yönetiminde yaklaşık otuz yeniçeri bulunduğu, bu görevlilerin çevredeki vakıf bahçe ve tarlaları ekip biçtikleri, ancak bir ok atımı mesafeden daha uzağa gitmelerinin yasak olduğu yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir.

Bazı kaynaklarda kalede köşkler ve saraylar gibi yapıların inşa edildiği belirtilmekle birlikte bunların bilinen anlamda gösterişli yapılar olup olmadığı bilinmemektedir. Bunların daha çok işlevsel yapılar olması muhtemeldir. Aynı şekilde bazı kaynaklarda geçen “kaledeki evler” ifadesi de konut anlamındaki evlerden ziyade asker koğuşlarını ifade ediyor olmalıdır.

Osmanlı hâkimiyetinden sonra Antep’in sınır şehri olma niteliğini kaybetmesiyle kale de askerî bakımdan giderek önemini yitirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde Antep Kalesi daha çok yönetim merkezi, cephanelik, mühimmat deposu veya karakol niteliğinde kullanılmıştır. Kalede barınan asker sayısının onlu rakamlarla ifade edilmesi, yapının düzenli bir kışla işlevi görmediğini göstermektedir. Kale, çoğu zaman devlet gücünü temsil eden bir simge olarak varlığını sürdürmüş; kimi zaman zindanlarında ağır suçluların tutulduğu, tehlikeli dönemlerde ise şehrin idareci ve ileri gelenlerinin can güvenliği amacıyla sığındığı bir mekân olarak kullanılmıştır.

Kale ve şehir hakkında en ayrıntılı bilgileri Kâtib Çelebi ile Antep’i iki defa ziyaret eden Evliya Çelebi vermektedir. Hasırcızâde Mustafa Fehim Efendi de el yazması defterinde kale hakkında önemli bilgiler kaydetmiştir. XVII. yüzyıldan itibaren Maundrell, Pococke, Olivier, Chesney, Rey, Humann-Puchstein ve Cuinet gibi yabancı seyyahların Antep ziyaretleri sırasında yaptıkları gözlemler de kalenin durumu hakkında bilgi vermektedir. Bu seyyahlar genellikle tepeyi ve kaleyi tarif etmiş; kalenin o yıllarda terk edilmiş, harap ve bakımsız durumda olduğundan söz etmişlerdir.

Chesney, kalenin bir gravürünü de yapmıştır. Ancak gravürdeki yüksek ve heybetli görünüm, kalenin gerçek görünümünü tam olarak yansıtmaz; bu durum daha çok gravür sanatının teknik ve ifade biçiminden kaynaklanan abartılı bir tasvirdir.

Kale, Antep Harbi sırasında aktif bir askerî rol üstlenmemiştir. Bununla birlikte dut ağacından yapılan meşhur çakıltaşı topunun birkaç defa buradan ateşlendiği söylenmektedir. Fransız komutanlığının verdiği bir ültimatomda belirlenen süre içinde teslim işareti olarak kaleye beyaz bayrak çekilmesi istenmiş; ancak bu isteğe, kaleye al bayrak çekilerek cevap verilmiştir. Bu olay şu dizelerle anlatılmıştır:

Biz tohumla, mermiyi aynı şevkle ekeriz.
Beyaz bayrak beklenir, biz al bayrak çekeriz.
Güneyde ebediyen beklemekte vatanı.
Yetmiş bin top mermisi, altı bin şehit kanı.

Cumhuriyet döneminde, Antep Harbi’nde harap olan şehrin onarılması ve yeniden yaşanabilir hâle getirilmesi için yoğun çaba sarf edilirken kale bir süre ihmal edilmiştir. Ancak 1940’lı yıllardan itibaren araştırma, belgeleme ve basit onarım çalışmaları başlamıştır. Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Besim Darkot ve Cemil Cahit Güzelbey’in ilk yayınları ile Müze Müdürü Sabahat Göğüş’ün fiziksel araştırmaları kalenin gündemde tutulmasına katkı sağlamıştır.

1970’li ve 1980’li yıllarda basit ve tedbir amaçlı kısmî onarımlar yapılmış; 1980’li yıllardan itibaren Hüseyin Özdeğer ve Nusret Çam araştırmalarını yayımlamıştır. 1990’dan itibaren Müze Müdürü Rifat Ergeç, sonrasında Burhan Balcıoğlu, Mustafa Akpolat, Fikri Kulakoğlu, Ahmet Beyazlar ve Alper Altın kalede arkeolojik kazı, araştırma, belgeleme ve kaynak tespiti çalışmaları yürütmüş; elde edilen sonuçlar kitap, dergi ve bilimsel toplantılarda yayımlanmıştır.

Stratejik Önemi

Antep Kalesi, güneyden Alleben Deresi’ne doğru eğimli bir zemin üzerinde, kuzeyi oldukça dik bir tepeye yerleşmiştir. Bu konum, savunma kolaylığı sağlayan önemli bir unsurdur. Kalenin hendeği ve dış suru da savunma açısından ayrıca avantaj sağlamıştır.

II-III. yüzyıllarda yalnızca kayalık kütle üzerine küçük bir Roma karakol kalesinin çevreyi denetim altında tutmak amacıyla inşa edildiği kabul edilmektedir. Kalenin bulunduğu yer, o dönemde Dolikhe kenti için âdeta bir kapı niteliğindeydi. Güneyden ve özellikle güneydoğudan gelebilecek Sasanî tehlikesine karşı böyle bir kalenin varlığı, Dolikhe’nin güvenliği için ileri karakol ve savunma noktası işlevi görmüştür. Konumu gereği askerî yolları da kontrol altında tutmaktaydı.

Kalenin, çoğu zaman Roma-Part ve Bizans-Sasanî gibi büyük devletler arasında sınır teşkil eden Fırat Nehri üzerinde bulunmaması, ilk saldırılarda tahrip edilme ihtimalini azaltmıştır. Sonraki yüzyıllarda iç kesimde ve yolların düğüm noktasında yer alması; lojistik destekten yararlanma, ulaşım ağını denetleme, merkezi konumda bulunma ve askerî planlama bakımından önemli stratejik avantajlar sağlamıştır.

Savunma, direnme ve lojistik merkez işlevlerinin dışında kale, şehirde ağır suçlular için zindan, şehrin ileri gelenleri için ise tehlikeli dönemlerde korunma ve sığınma yeri olarak da kullanılmıştır.

Kayalık Yapı

Kalenin üzerinde yer aldığı tepenin kuzey kesimini oluşturan kayalık kütle, jeolojik yapısı bakımından kalkerlidir ve zemin seviyesinden itibaren tahminen 30 m kadar yükselir. Kayalığın güneye doğru ne kadar devam ettiği ve höyük ile ilişkisi henüz kesin olarak bilinmemektedir.

Kayalık kütle, çeşitli dönemlerde delinme, oyulma ve kesilme gibi işlemlerle mimari ve savunma amaçlı kullanılmıştır. Bu işlemler sonucunda dehliz, geçit, merdiven ve tünel gibi unsurlar meydana getirilmiştir. Mimarlıkta bölümleri birbirine bağlayan ve koridor anlamı taşıyan dehliz ve galeri terimleri, burada malzeme ve teknik farkını göstermek üzere ayrılmıştır: Kesme taştan inşa edilen geçişler “galeri”, kayaya oyularak yapılan geçişler ise “dehliz” olarak adlandırılmıştır.

Köprünün altına denk gelen yerde görülen geçitler ve dehlizler ana kayaya oyulmuş olduğundan, kayalık kütlenin mazgallı galeri yapısının başladığı noktaya, yani güneybatıya kadar devam ettiği kabul edilebilir. Büyük Galeri yapısının kalenin doğusunda 6 ve 7. burçlar arasında sona ermesi de burada kayalık kesime dayanmasıyla açıklanabilir. Zemindeki mazgallı galeri yapısının sona erip dehlizlerin kayadan oyularak devam ettiği bağlantı noktası da yaklaşık aynı hizadadır. Bu durumda mazgallı galerinin başlangıcı ile sonunu birleştiren hattın, kayalık kesim ile höyük sınırı olduğu düşünülebilir.

Kalenin kuzey tarafı ana kaya üzerine oturduğundan, bu kesimde kayanın oyularak zemin altına erzak ve cephane gibi depolama mekânları yapıldığı, kısmen görülebilen kemer ve tonozlardan anlaşılmaktadır. Ancak bu alanların kazılarak bütünüyle ortaya çıkarılması statik sorunlar içerdiğinden şimdilik ertelenmektedir. Kayalık yapı oyulmaya ve kesilmeye elverişli olduğu için hamamın yanındaki kuyudan tabana kadar 250 basamakla inildiği söylenen merdivenler ile acı ve tatlı suya ulaşan dehlizler de ana kayanın oyulmasıyla oluşturulmuştur.

Çeşitli dönemlerde ihtiyaca göre yapılan uygulamalar sonucunda kale yapısıyla bağlantılı olmak üzere birçok yönden üst kotlara ulaşan oyma veya inşa edilmiş galeriler, geçitler, tüneller, rampalı ve merdivenli dehlizler yapılmıştır. Bunların önemli bir bölümü çökme veya kayma gibi sebeplerle günümüzde kapalıdır.

Zemin seviyesinde tabanı dolaşan mazgallı galerinin güney ve doğudaki kesme taş yapılı kısmı, höyük tabanının kavisine uygun olarak kırık hatlar hâlinde inşa edilmiştir. Kuzey ve batıda ise bu sistem ana kayadan oyularak devam ettirilmiştir.

Hendek seviyesinde, köprünün altına denk gelen bölümlerde ana kayaya açılmış çeşitli oyma nişler ve düzensiz dehliz ağızları, kaya kütlesinin altında mahiyeti tam olarak anlaşılamayan mağaramsı boşluklar veya düzenlenmiş mekânlar bulunduğuna işaret etmektedir. Kayalık kesimin altındaki “Acı Su” ve “Tatlı Su” denilen mağaralara, ana kayaya oyulmuş dehlizin kısmen molozdan temizlenmesiyle ulaşılabilmiştir. Dehlizin genişleyerek oda hâlini aldığı yerde muhtemelen bir pınar bulunduğundan, içilebilen Tatlı Su’nun bir havuza dönüştürüldüğü ve buradan hem kale hamamı hem de günlük ihtiyaç için iç avluya çıkrıkla su çekildiği anlaşılmaktadır.

Diğer bölümde ise muhtemelen iç avludan yağmurla süzülerek biriken suyun tatsız ve içilemez hâlde olması sebebiyle “Acı Su” adı kullanılmıştır. Ayrıca buradan kazemat denilen, lojistik destek veya huruç harekâtı için aşağıdaki Alleben Deresi’ne kadar uzandığı tahmin edilen dehlizlerin yanı sıra rampa ve merdivenlerle kalenin üst bölümlerine ulaşıldığı tespit edilmiştir. Ancak çökmeler ve statik problemler sebebiyle bu geçitler şimdilik açılamamaktadır.

Kayalık kütlenin tabanından çeşitli yönlerde kalenin üst bölümlerine açıldığı tespit edilen rampalı veya merdivenli dehliz ve galerilerin, kalenin savunma veya koruma işlevinin zayıfladığı ve güvenlik açısından eski önemini kaybettiği son yüzyıllarda açılmış olabileceği tahmin edilmektedir.

Mimari Özellikleri

Gaziantep Kalesi’nin üzerinde yer aldığı tepenin kuzeyi doğal kayalık, güneyi ise tarihî höyükten oluşmaktadır. Bu özellik, yapının iki farklı altyapı üzerine bina edilmesinden kaynaklanan sorunlar yaşamasına yol açmıştır. İstilalar, savaşlar ve depremler gibi doğrudan zarar verici etkenler de bu sorunlara eklenmiş; farklı hükümranlar döneminde onarım, tadilat ve sağlamlaştırma müdahaleleri yapılmıştır.

Bu sebeple bazı bölümler özgün özelliklerini kaybetmiş, farklı dönemlerde değişik amaçlarla kullanılmaları sebebiyle tanımlanmaları güçleşmiştir. Bu onarımlara ait yarım, üst üste binmiş veya birbirini kesen duvarlara zaman zaman rastlanmaktadır.

Kale mimarisi, birbirinden tamamen ayrılmamakla birlikte kayalık kesim ve höyük üzerine inşa edilen bölümler olarak iki kısımda ele alınmalıdır. Kuzey kesimdeki duvarlar kaya zemine oturtulmuş ve kayalık düzeltilerek kullanılmıştır. Güneydeki höyük kısmında ise binyılların etkisiyle sıkışmış höyük toprağı üzerinde, kayalık kesimdeki yapılarla birleşerek uyum sağlayacak mimari altyapı düzenlemeleri yapılmıştır.

Gaziantep Kalesi’nin yapısına dair arkeolojik kazılar 1993’ten itibaren Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından yürütülmüştür. Kale Höyük kazısı ise 2003’ten itibaren Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’nun bilimsel danışmanlığında, yine Gaziantep Müzesi uzmanlarınca gerçekleştirilmiştir.

Tepenin çevresi yaklaşık 650 m, kale yapısının çevresi ise yaklaşık 400 m’dir. Kalenin tabanda doğu-batı genişliği 177 m, kuzey-güney doğrultusundaki genişliği 145 m’dir. Üst kotta doğu-batı genişliği 114 m, kuzey-güney doğrultusundaki genişliği ise 98 m’dir. Bu ölçülere göre kale, topografya ile uyumlu olarak yuvarlağa yakın armudî bir biçim göstermektedir.

Zeminde güneyden kuzeye doğru eğimli tabanın iki ucu arasında yaklaşık 15 m seviye farkı bulunmaktadır. Bu eğim, altyapıya gelebilecek su baskını gibi olumsuzlukların zarar vermeden akıp gitmesini sağlamaktadır. Benzer şekilde hendek içinde biriken yağmur sularının da Alleben Deresi’ne tahliye edilmesi için kanallara ihtiyaç duyulmuş olmalıdır; ancak bu kanalların yeri henüz tespit edilememiştir. Tepenin iç avluyu oluşturan üst düzeyi ortalama 25-30 m yüksekliktedir. Buradan itibaren kale bedenlerinin yüksekliği, toprak yüzeyine göre değişmekle birlikte en fazla 10 m civarındadır.

Kalenin tamamına yakını, başta Dolikhe olmak üzere çevredeki taş ocaklarından çıkarılan kalker esaslı kesme taşlardan inşa edilmiştir. Köşeler gibi önemli bölümlerde “keymih” denilen sert kalker kullanılmıştır. Az miktarda devşirme malzeme de görülmekte olup bunların daha çok tamirat işlerinde kullanılmış olması muhtemeldir. Yapı taşlarındaki gren ve renk çeşitliliği, farklı taş ocaklarından çıkarılan kalkerlerin sertlik ve renk özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca yeni ocak taşları ile eski taşlar arasında kullanım yeri ve zamanına bağlı renk farklılıkları bulunmaktadır.

Kalenin kuzey kesimindeki surlar, yamacın daha dik olması, muhtemelen ana kayaya oturması veya Roma karakol kalesi döneminden kalmış olması sebebiyle güneydekilere göre daha zayıf yapıdadır. Halep ve Tilbaşar kalelerinde olduğu gibi kuzey yamaçtaki yüzey kayalığı üzerine bir ön kulenin yapılmış olabileceği düşünülebilir. İyi araştırılması hâlinde güney tarafta da bunun simetrik bir örneğinin bulunması ihtimal dâhilindedir.

Gaziantep Kalesi, 12 burç ile bunların arasını bağlayan toplam 265 m uzunluğundaki sur duvarlarından oluşmaktadır. Burçların içindekiler hariç olmak üzere surlar üzerinde 27 adet hücre mazgal bulunmaktadır.

Kalenin güneyi, sıkıştırılmış toprak ve gerektikçe toprak üzerine yapılan “pere” adı verilen taş kaplamalı höyük yamacından oluşmaktadır. Bu taş kaplamalar hem toprağın kaymasını önlemekte hem de kuşatma sırasında üzerlerine yağlı maddeler dökülerek kayganlaştırıldığında düşmanın tırmanmasını güçleştirmektedir.

Kale, hücumları yavaşlatmak ve etkisini azaltmak amacıyla yapılmış 8 m derinliğinde ve 16 m genişliğinde kuru bir hendekle çevrilidir. Güney-kuzey aksındaki eğim sebebiyle hendeğin su dolu olması mümkün değildir. Hendekler, tekerlekli ahşap kuşatma kulelerinin kale bedenlerine yaklaşmasını engelleyen savunma unsurlarıdır.

Dış kapı girişinin karşısından başlayıp zemin seviyesinde höyük sınırını takip eden, kesme taştan yapılmış ve küçük mazgal delikleri bulunan bir galeri, güney kenarı dolaşarak doğuya doğru döner. Doğu bölümde kayalık kesime dayandığından bu galeri benzer biçim ve ölçülerde ana kayadan oyularak kuzey tarafı da dolaşıp batıda köprüye kadar devam etmektedir.

Kuzeyde bazı yerlerde çöken bölümlerin yerine daha içten ikinci bir galeri oyularak dolaşım devam ettirilmiş ve gerekli yerlerde dıştan bir duvarla sağlamlaştırılmıştır. Kayanın homojen olduğu bazı noktalarda üst bölümlere çıkan rampalı veya merdivenli dehlizler tespit edilmiştir. Yarısı inşa, yarısı oyma olan bu galeri, hendeğe ve kaleye yapılan saldırıları zemin seviyesinde karşılamak üzere tasarlanmış savunma sisteminin parçasıdır.

Bizans İmparatoru I. Iustinianus’un (527-565) tadilatında özellikle tepenin güneyinde, yani höyük kesiminde, antik mimarinin karakteristik unsurları olan istinat duvarı, tonoz, kemer ve galerilerden oluşan “substruktion” denilen altyapı destek binaları inşa edilmiştir. Bu yolla altyapı güçlendirilmiş, kuzey tarafın seviyesine yükseltilmiş, iç avlu genişletilmiş ve üzerine inşa edilecek kale yapısı için düz ve sağlam zemin hazırlanmıştır. Bu sebeple kalede kesme taştan inşa edilen altyapı unsurları yalnızca güneyde, yani höyük üzerindedir. Altyapı binaları ve istinat duvarları höyük oluşumunu keserek içine yerleştirilmiş; güneydeki istinat duvarında höyük içinde 11 m derine inilerek ana kayaya kadar ulaşıldığı ve sağlam temel oluşturulduğu anlaşılmıştır.

Birbiriyle bütünleşmiş sistematiğe sahip kale yapısının statiğinin bozulmaması, tehlikeli olabilecek çökme ve kayma gibi sonuçlara yol açılmaması için toprak dolgular ve höyük toprağı bütünüyle kazılıp temizlenememektedir. Bu sebeple altyapı elemanlarının birbiriyle ilişkisini tam olarak belirlemek güçtür. Şimdilik yalnızca çıplak gözle görülebilen kısımlar hakkında değerlendirme yapılabilmektedir. Gelecekte radar, ultrasonik ve kızılötesi gibi modern teknolojilerle toprak altındaki yapıların tespit edilmesi mümkün olabilir.

Yaklaşık son 50-60 yıldır aralıklarla yapılan onarımlar, kalenin artık askerî işleviyle kullanılmayacağı düşüncesiyle daha çok yıkılmayı önleme amacı taşımıştır. Başlangıçta yapılan beton takviyeler gibi özensiz ve basit onarımlar, özgün biçimden bazı kayıplara yol açmıştır. Günümüzde ise restorasyonlar planlı, projeli ve koruma ilkelerine uygun şekilde yürütülmektedir.

Giriş Yeri ve Dış Kapı Bölümü

Gaziantep Kalesi, kütlesel olarak üzerinde yer aldığı tepe ve Dış Kapı yapıları olmak üzere iki ana bölümde değerlendirilebilir. Çünkü Dizdar Mahalli, Kapı Odaları ve Köprü’den oluşan karmaşık planlı Dış Kapı Bölümü geçilmeden kalenin yukarıdaki Ana Kapısı’na ulaşmak mümkün değildir.

Kaleye girişi sağlayan Dış Kapı Bölümü, asıl kütlenin batısında, güvenlik amacıyla ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiş kademeli mekânlar ile makaralı bir köprüden oluşmaktadır. Bu bölüm, biçim bakımından Halep Kalesi’nin dış kapı bölümüne benzemektedir. Bu nedenle Memlük eseri olarak değerlendirilir. Memlük Sultanı Kayıtbay’a ait kitabeler de bunu doğrulamaktadır.

VI. yüzyılda tam bir kale görünümü kazandıktan sonra Antep Kalesi’nde hâkim unsurlar tarafından değişen ihtiyaçlara göre çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Dış Kapı Bölümü de günümüze bütünüyle özgün biçimiyle ulaşmamıştır. Özellikle kalenin terk edildiği XVIII-XIX. yüzyıllardan itibaren yıkılan veya dağılan duvarlar aslına uygun biçimde onarılmamış, daha çok sağlamlaştırılmıştır. Geçmiş yüzyıllarda kaleyi ziyaret edenlerin yazdıklarına göre kale girişinin yeri değişmiş olmalıdır. Bunun mimari bir gereklilikten mi, savunma zorunluluğundan mı yoksa kullanım kolaylığından mı kaynaklandığı henüz bilinmemektedir.

Kalenin doğu kesiminde 6 ve 7. burçlar arasındaki açıklık, burada bir burç daha bulunmasını gerektirecek kadar geniştir. Henüz ayrıntılı araştırma ve arkeolojik kazı yapılmadığından durum kesin olarak bilinmemektedir. Mevcut durumda burç yükseltisine ait belirgin bir iz görülmemektedir. Bununla birlikte eski kaynaklarda yer alan “Müslümanların eline geçmeden önce kalenin kapısı doğuda idi” şeklindeki ifade dikkate alındığında, burada sonradan kapatılmış bir kapının bulunması mümkündür. 6. burcun alt tarafında, zemine yakın yerde görülen yapı kalıntısı ve buradan kırık hatlarla yukarı doğru çıkan merdivenlerin mahiyeti henüz anlaşılamamış olup bunların Doğu Kapısı ile ilişkili olma ihtimali vardır.

Dış Kapı Bölümü günümüzde Giriş Rampası, Dizdar Mahalli, Kapı Odası ve Köprü’den oluşmaktadır. Hendeğin içinden hafif bir rampa ile çıkılan sahanlığın sol tarafında, aslında sağır kule niteliğindeki yapının üst bölümünde tonoz örtülü ve eyvan biçimli Dizdar Mahalli’ne ulaşılır.

Buranın hafifçe sağa dönen devamında, Kale Kapısı’na önce dört, sonra sekiz basamakla çıkılan merdivenin iki yanında birer paye bulunmaktadır. Kapı Odası’na açılan iki kanatlı, demir levha kaplı ve kabaralı kapı geniş bir kemerin içinde yer alır. Kapı lentosunun üzerinde Memlük Sultanı Kayıtbay’ın 1481 tarihli onarım kitabesi bulunmaktadır. Kemerin üst kısmında da iki yana birer kitabeli madalyon yerleştirilmiştir.

Kapı Odası, giriş çıkışı ve köprüyü kontrol eden muhafızların beklediği; geniş nişleri bulunan, kemerli bir geçitle sahanlığa açılan ve devamında köprüye bağlanan sağlam bir mekândır. Köprünün iki ucunda bulunan blok yapılar, sağır duvarlı kuleler olarak nitelenebilir. Köprünün askı elemanlarını bu yapılar taşımaktadır.

Dış Kapı Bölümü’nü tamamlayan köprünün aslında makaralarla inip kalktığı rivayet edilmektedir. Köprü defalarca yenilenmiş olup günümüzde sabit durumdadır. Köprü geçildikten ve dirsek yapan kademeli merdivenlerden çıkıldıktan sonra Ana Kapı’ya ulaşılır. Aradaki seviye farkı 11 m’den fazladır.

Ana Kapı, kale yapısının güneybatısında, 12 ve 1 numaralı burçlar arasında yer almakta ve batıya bakmaktadır. Osmanlı üslubunda hafif mukarnaslardan oluşan diş sırasıyla süslü basık kemerli kapının iki kanadı da Dış Kapı bölümündeki kapı gibi kabaralı demir levhalarla kaplıdır. Yaklaşık 30 cm boyundaki sembolik demir anahtarı Gaziantep Müze Müdürlüğü’nde muhafaza edilmektedir.

Dış kapı bölümündeki rampadan başlayıp Dizdar Mahalli, Kapı Odası, köprü, sonraki merdivenler ve Tonozlu Büyük Galeri içinde devam eden hat üzerinde, Antep Savunması’nı ve Fransızlara karşı halk direnişini anlatan heykellerden oluşan “Panorama Müzesi” düzenlemesi yer almaktadır.

Burçlar, Kuleler ve Sur Bedenleri

Burçlar, askerî mimaride gözetleme ve kontrol amacıyla, yüksekliği surları aşacak biçimde ve düşmanı iki yandan ateş altında tutmak için dışa doğru çıkıntı yapan yuvarlak, dörtgen veya çokgen yapılardır. Burç ve kule arasında çoğu zaman kesin bir ayrım bulunmamakla birlikte burada sur sistemine bağlı olanlar “burç”, münferit veya sistem dışında bulunanlar “kule” olarak adlandırılmıştır. Dış surlarda mekân içermeyen, sağır dolgu duvarlardan oluşan ve sur bedenlerine payanda gibi destek veren çıkıntılar ise “bastion” olarak değerlendirilmiştir.

Gaziantep Kalesi’nde günümüzde 12 burç bulunmaktadır. Bunlar, batıya bakan Ana Kapı’dan itibaren saatin ters yönünde numaralandırılmıştır. Evliya Çelebi’nin söz ettiği 26 burçtan günümüzde mevcut olmayan 14’ünün hendek çevresinde yer aldığı düşünülmektedir. İstila, kuşatma ve saldırı gibi olaylarda ilk tahrip olan bölümler dış surlar ve burçlar olduğundan, yıkılan yapı taşlarının sonradan hazır inşaat malzemesi olarak taşınmış ve ikinci kez kullanılmış olması muhtemeldir.

Bu duruma ilişkin bir rivayete göre, eskiden bugünkü ihata duvarından daha güneyde bulunan bir duvar kalıntısına kadar hendek genişti. Bugünkü bahçe giriş yerinde bir kapı ve odalar vardı. Daha sonra yolu genişletmek amacıyla hendeğin doldurulması için mahalle halkı yan yana dizilmiş, toprak ve molozlar kovalarla elden ele taşınmış; hasarlı duvarlar, odalar ve kapı yıkılarak kaldırılmış, enkaz hendeğe atılmıştır.

Günümüzde kaleye girişi sağlayan Dış Kapı Bölümü’nün Dizdar Mahalli olarak adlandırılan ve batı yüzünde Memlük Sultanı Kayıtbay’ın kitabesinin bulunduğu yapı, aslında dörtgen kesitli sağır bir kuledir. Buradan doğuya doğru uzanan duvar bölümü aynı zamanda hendek alanını sınırlamaktadır. Bu duvar üzerinde doğuya doğru 6-7 m sonra görülen küçük dörtgen çıkıntının, hendeği çevreleyen dış surların ilk burcu olduğu düşünülebilir. Söz konusu duvarın doğrultusu ve hendek genişliği korunarak doğuya doğru devam ettirildiğinde, günümüzde mevcut olmayan dış surun bu hat üzerinde yer aldığı varsayılabilir. Bu hesaba göre 650 m’lik taban çevresinde her 40-50 m’de bir olmak üzere 14 dış kule veya bastion yerleştirilmiş olmalıdır. Bu noktada mevcut duvarla mazgallı galeri arasındaki mesafe, yani hendek genişliği, kayıtlarda verilen 16 m ölçüsüne uygundur. Buna göre söz konusu 14 burçtan ilkinin Kayıtbay kitabeli kulenin hemen devamındaki burç çıkıntısı olduğu, diğerlerinin de hendeği sınırlayan dış sur başlangıcını oluşturan bu duvar üzerinde ve devamında yer aldığı muhtemeldir.

Dış surların, gelen saldırıyı yavaşlatacak ilk engel olması sebebiyle yukarıdaki surlar kadar kalın olmadığı; burçların ise daha çok dış sura payanda desteği veren küçük ve sağır bastionlar biçiminde olduğu düşünülebilir. Antep Kalesi’nin burçlarının aynı zamanda yapılmadığı, bazı burçların sonradan eklendiği, yıprananların zaman zaman onarıldığı, hatta bazılarının yenilendiği anlaşılmaktadır. II-III. yüzyıllarda Roma Dönemi’nden başlayarak Bizans, Eyyûbî, Memlük ve Osmanlı dönemlerinde yapılan onarımlar, tadilatlar, yenilemeler ve eklemeler sonucunda kale bugünkü görünümünü almıştır. Burçların eni 6-7 m arasında değişmekte, beden duvarından dışarıya doğru 3-4 m çıkıntı yapmakta ve zeminin durumuna göre yükseklikleri en fazla 10 m’ye ulaşmaktadır. İki burç arasındaki genişlik genellikle 30 m civarındadır.

Onarımlar çoğunlukla eski altyapının tam üzerine veya gerektiğinde küçük kaydırmalarla genel biçim bozulmadan yapılmıştır. Bunda kale bütününün fiziksel şartlarına uyma zorunluluğu etkili olmuştur. Bu sebeple burç biçimleri, yapıldıkları dönemin inşa tarzlarını da yansıtır. Birinci, üçüncü, beşinci, yedinci, sekizinci ve on birinci burçlar dörtgen; ikinci, dördüncü, altıncı ve dokuzuncu burçlar beşgen; on ikinci burç ise yamuk dörtgen planlı ve kesik piramit biçimli üst yapılıdır. Onuncu burç diğerlerinden farklıdır; kapalı bir mekân içermez ve sur duvarına bastion tarzında takviye olmak üzere antik askerî mimaride kullanılan “testere dişi” biçimini yansıtır.

Kuzey ve kuzeybatı kesimde kayalık üzerinde yer alan 10, 11 ve 12 numaralı burçların yapım tekniğinin diğerlerine göre farklı olması, bunların Roma Dönemi’nde yapılan karakol kalesine ait olabileceğini göstermektedir. 11 ve 12. burçlar arasında temel üstü kalıntıları görülen duvarların da yine bir bastiona ait olması mümkündür. Bu kesimde hâlen zemin altında kısmen görülebilen yuvarlak-sivri ve bindirme kemerli mekânlar ile geçitler de Roma mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.

Burçların üst kısımları hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Yıkımlar daha çok üst kesimlerde gerçekleşmiş, çeşitli dönemlerde yapılan onarımlar da aslına sadık kalınarak değil, dönemin mimari geleneklerine göre ve sağlamlaştırma amacıyla yapılmıştır. İç avluda sur bedenlerinde 3-4 m yükseklikte dizi hâlinde görülen kare veya dikdörtgen delikler, belirli bir yükseklikte sundurma gibi ek yapı oluşturmak için açılmış ahşap hatıl delikleridir.

Burçları birbirine bağlayan ana duvarlar, iki kalın duvar arasının molozla doldurulmasına dayanan ve antik gelenekte kullanılan “sandık duvar” tekniğiyle yapılmıştır. Bu duvarlar yaklaşık 2 m kalınlığa ulaşmaktadır. Belirli aralıklarla mazgallar bırakılmıştır. Kalede “dendane” denilen dişli mazgallar yoktur; bunun yerine sur bedenlerinde hücre biçimli mazgallar yapılmıştır. İnce uzun ve dikine açılmış mazgalların tamamı, güvenlik amacıyla iç kısmı geniş, dış kısmı dar olacak biçimde düzenlenmiştir. Bazı yerlerde görüş açısına bağlı olarak çapraz biçimler de görülmektedir. Hücre biçimli mazgallar sistemli olarak kalenin güney ve doğu kesimlerinde yer almakta, kuzeyde ve Dış Kapı Bölümü’nün bulunduğu batı kesimde fazla görülmemektedir.

Sur duvarları üzerinde, burçların içinde ve güney-doğu burçların alt kısmındaki Büyük Galeri duvarlarında çeşitli yönlere bakan ince uzun mazgal boşluklarından farklı silahlarla atış yapılmaktaydı. Özellikle doğu ve güneye bakan burçların mazgallarının alt kısımlarında sonradan yapıldığı anlaşılan gelişigüzel genişletmeler görülmektedir. Bunların el topu gibi geniş namlulu ateşli silahların namlularını dışarı uzatmak için açıldığı anlaşılmaktadır.

Burçlar genellikle sur seviyesinden daha yüksek olmakla birlikte Antep Kalesi’nde özgün boyutuyla tam bir burç ve sur günümüze ulaşmadığından, yükseklik ilişkisi konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Restorasyon kuralları gereği mevcut durum korunarak sağlamlaştırıldığı için burçlar ile surlar arasındaki özgün ilişki belirsizliğini sürdürmektedir.

Burçların iç kısımları da yapıldıkları döneme bağlı olarak farklılık göstermektedir. Bazıları kubbeli, bazıları beşik veya çapraz tonozludur. Birinci ve ikinci burçlarda dönem tarzına bağlı farklı yapım teknikleri gözlenmektedir. İhtiyaca göre düzenlemeler yapılmış; örneğin yedinci burç diğerlerinden farklı olarak iki katlı inşa edilmiştir.

İç avluda henüz özgün kabul edilebilecek bir tabana rastlanmamıştır. Avlunun taş veya başka bir malzemeyle nasıl döşendiği bilinmemektedir.

Kale burçlarının bazıları beden duvarlarının arasına girecek şekilde yapılmıştır. Bu, savunma taktiği bakımından önemlidir; çünkü burcun yıkılması durumunda oluşan boşluğu moloz yığını dolduracağından surda gedik açılması engellenmiş olacaktır. Bazı burçlar ise beden duvarına dıştan dayanmaktadır; bunların yıkılması hâlinde de surun sağlam kalması amaçlanmış olmalıdır.

Güney kesimde zemin seviyesindeki mazgallı galeriden yukarıya, kale bedenleri ve burçlara kadar uzanan merdivenli ve rampalı dolaşım sistemi; asker ve insan hareketi yanında her çeşit askerî malzeme ve cephanenin bir yerden başka bir yere taşınmasına imkân vermektedir.

Kitabeler

Antep Kalesi’nin çeşitli yerlerinde toplam 17 kitabe bulunmaktadır. Bunlar farklı dönemlerde kale ve Antep şehri üzerinde hüküm süren yöneticilere ait olup genellikle onarım, unvan, tarih ve dua ifadeleri içerir.

Dairesel madalyon biçimli kitabelerin sayısı 12’dir. Bunların bir kısmı dikdörtgen kitabe kartuşlarıyla birlikte iki yana, bir kısmı ise duvar yüzeylerine bağımsız olarak yerleştirilmiştir. Dış Kapı Bölümü’ndeki iki kitabe Memlük Sultanı Kayıtbay’a aittir. Bunlardan biri Dizdar Odası’nın bulunduğu kulenin batı dış yüzündeki, iki yanı madalyonlu kartuşlu kitabedir; yazısı okunamayacak derecede tahrip olmuştur. Diğeri Kapı Odası giriş kapısının üzerindeki sağlam kalmış kartuşlu kitabedir. Kitabede şu ifade yer almaktadır:

“Emere bi-imâretihi Mevlâna es-Sultan el-Melikü’l-Eşref Ebu’n-Nasr Kayıtbay azze nasrehu seneti sittete ve semâniye ve semânemie mine’l-hicreti’n-Nebeviyyeti ale’l-İslâm.”

Anlamı şöyledir:

“Bunu Efendimiz Sultan el-Melikü’l-Eşref Ebü’n-Nasr Kayıtbay -Allah onun kılıcını keskin etsin- Peygamberimizin hicretinin 886. yılında (M. 1481/1482) tamir ettirdi.”

Kitabe kartuşunun iki yanındaki madalyonlarda Kayıtbay’ın adı ve unvanları yer almaktadır.

Bir diğer iki yanı madalyonlu ve kartuşlu kitabe de yine Kayıtbay’a aittir. Bu kitabe, mazgallı dehlizin kuzeybatı cephesindeki kule çıkıntısına yerleştirilmiş olup dış etkenler sebebiyle okunamaz durumdadır.

Önemli kitabelerden biri Kanûnî Sultan Süleyman’a aittir. Bu kitabe Dizdar Odası Kapısı’nda yıllar önce görülüp okunmuş, ancak muhtemelen onarımlar sırasında kaybolmuştur. Kitabede şu ifadeler yer almaktaydı:

“Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlüllah.
Allahümme salli alâ Muhammedin erhame Ebu Bekrin ve Ömerin ve Osmanin ve Aliyyin.
Ummire hâzâ’l-bâb fi eyyâmi’s-sultan Süleyman Han ibn-i Selim Han. Tarihi fi’ş-şehri muharremi’l-harâm seneti hamse ve sittin ve tis‘amie 965.”

Anlamı şöyledir:

“Allah’tan başka Tanrı yoktur ve Muhammed O’nun resûlüdür. Allah’ın duası merhum Muhammed’in, Ebû Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın ve Ali’nin üzerine olsun. Bu kapının yapılması Sultan Selim oğlu Süleyman Han zamanında emredildi. Tarihi dokuz yüz altmış beş senesinin Muharrem ayıdır (M. Ekim/Kasım 1557).”

4 ve 6 numaralı beşgen burçların üst kısımlarında, sınırları belirlenmiş kuşaklar içinde zeminden okunacak biçimde büyük boy sülüs harflerle yazılmış kitabeler bulunmaktadır. Aşınmalar sebebiyle kısmen okunabilen bu kitabeler Kanûnî Sultan Süleyman’a ait olmakla birlikte tam bir anlam çıkarılamamaktadır. Diğer kitabeler gibi bunların da künye, tarih ve icraata ilişkin bilgiler içerdiği kabul edilmektedir.

Birinci, ikinci ve üçüncü burçlarda görülen, etrafı çeşitli kabartma motiflerle süslü çerçeveli geniş pencerelerin; törenlerde sancak teşhiri, halkın selamlanması ve duyurular için özel olarak yapıldığı düşünülmektedir. İşlevsel olmayan konsol görünümlü serkendazların da süsleme amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunların şehre bakan cephede yer alması bu görüşü desteklemektedir.

Galeriler, İç Avlu ve Yapılar

Kale yapısında, küçük Roma karakol kalesinden büyük Bizans kalesine dönüşüm sırasında ve sonraki yenileme, onarım ve tadilatlarda, yeni yapı unsurlarının eski yapılarla uyumlu hâle getirilmesinde zorlanmalar yaşandığı anlaşılmaktadır. Duvarlardaki farklı taş dokuları, mimari unsurlarda görülen bindirmeler, yarım kemerler, dayama tonozlar, sonradan kapatılmış geçit ve kemerler, farklı dönemlere ait yapıların bir arada bulunduğunu göstermektedir.

Kale’de bugüne kadar kesin olarak tespit edilemeyen unsurlardan biri de helalardır. Askerlerin kullandığı bir umumi hela yapısının bulunması gerekirdi. Ayrıca atık suların nasıl ve nereye boşaltıldığına ilişkin kanalizasyon teşkilatı hakkında da henüz malzeme ele geçmemiştir.

Ana Kapı, Giriş ve Ulaşım

Kalenin Ana Kapısı’ndan zemini taş döşeli bir mekâna girilir. Bu mekân kesme taşlarla yapılmış, birkaç kademeli yüksek çapraz sivri tonozlarla örtülüdür. Üst kısmında, muhtemelen yeni ilavelerin eski yapıya eklenmesi sırasında sivri ve çapraz tonozlarla uyum sağlanırken işlevsiz ara kat niteliğinde bir bölüm ortaya çıkmıştır.

Bu alan, düz gidildiğinde Büyük Galeri’ye, sola dönüldüğünde ise iç avluya çıkan Rampalı Tünel’e ulaşan ayrım noktasıdır. Ayrıca sol tarafta taştan örülmüş merdiven kuyusuna açılan bir pencere bulunmaktadır. Bunun, hamamın yanında aynı yapı özelliğini gösteren kuyu gibi aşağıdaki Tatlı Su’ya kadar indiği ve ortadaki boşluktan çıkrıkla yukarıya su çekildiği düşünülmektedir.

Tonozlu Büyük Galeri

Ana Kapı’dan giriş doğrultusunda yaklaşık 20 m düz devam eden, kesme taşlarla yapılmış Roma tarzındaki beşik tonozlu ve nispeten basık galeri, biraz ileride ortalama 4,50 m yüksekliğe varan sivri tonozlu bir yapıya dönüşür. 3,50 m genişliğindeki bu galeri, kale bedenlerinin izlediği kırık çizgili hatla çakışık olarak doğu köşeye kadar yaklaşık 180 m boyunca devam eder.

Roma tarzındaki beşik tonozun, Roma Dönemi karakol kalesinin giriş yeri olması ihtimal dâhilindedir. Çünkü o dönemde yerleşim yeri güneydeydi ve eğer bir kapı varsa bu kapı yerleşime çıkan doğrultuya denk gelmektedir. Asıl Bizans yapısı yüksek tonozdan itibaren başlamakta; bu kısmın, eklenmeden önceki dönemlerde giriş yeri olarak kullanılmış olması mümkün görünmektedir.

Yüksek tonoz, topografyaya bağlı olarak ileriye doğru hafifçe yükselir. Batıdaki başlangıcı ile doğudaki bitiş noktası arasında 4-5 m kadar seviye farkı bulunmaktadır. Ateşli silahların kullanıldığı son yüzyıllarda top mermilerinin isabetiyle çökmemesi için bu uzun tonozlu galerinin içinin toprak ve molozla doldurulduğu tespit edilmiştir. Gaziantep Müze Müdürlüğü kazıları sırasında galeri bütünüyle boşaltılmış ve uygunsuz kullanımdan kurtarılmıştır. Ayrıca tavandan ve bazı boşluklardan sızan yağmur sularının toprak zemini çamurlaştırmaması ve alt katlara geçmemesi için tabana taş döşenmiştir.

Galerinin sona erdiği yer 6 ve 7. burçlar arasına denk gelmektedir. Bu nokta hem kayalık bölümün başladığı için galeri yapısının son bulduğu yerdir hem de eski kale kapısının bulunduğu rivayet edilen yerle çakışmaktadır. Eğer kalenin eski bir Doğu Kapısı gerçekten mevcut idiyse, bu kapının tam bu noktada bulunması ve galeriyle ilişkisinin de bu şekilde açıklanması mümkündür.

Tamamı kesme taştan yapılan galerinin sol yanında, yani iç avlu tarafında avluya çıkan merdivenli dehliz başlangıçları görülmektedir. Ancak içleri enkazla dolu olduğu için bu dehlizlere girilememektedir. Sağ, yani dış tarafta ise burç hizalarında kapı geçitleri bulunur. Çöküntü molozlardan dolayı tam olarak algılanamasa da bu geçitlerden üst kattaki burçlara çıkan merdivenler görünmektedir. Bu kapıların bazılarından zemindeki mazgallı galeriye kadar inildiği kabul edilmektedir. Büyük Galeri, barış zamanlarında silah, cephane ve benzeri malzemeler için depo işlevi görmeye de elverişlidir.

Büyük Galeri içinde Bizanslı taş ustalarına ait işaretler bulunmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla her usta işlediği taşın üzerine kendi simgesini yapmış, muhtemelen ücretlendirme de bu işaretlerin sayısı üzerinden yapılmıştır. Bütün taşlarda işaret bulunmamakla birlikte sembollerin belirli bölümleri gösterdiği düşünülmektedir. Bir başka ihtimale göre işaretli taşlar, devşirme malzeme olarak başka bir yapıdan getirilmiş olabilir. Toplam 24 taşçı işareti tespit edilmiştir.

Kalenin özellikle güney kesimindeki galerilerde yatay dolaşım bulunduğu gibi bazı burçların içinden geçilerek dikey hareket de sağlanmıştır. Bu özelliğiyle Antep Kalesi, savaş zamanında yatay ve dikey geçitleriyle sürekli hareket hâlinde olan karmaşık bir savunma yapısı niteliği taşımaktadır.

Rampalı Tünel

Kapı girişinden sonra sola dönüldüğünde taş yapısı farklı basık kemerli bir geçitten geçilir ve hafif sola dirsek yapan, iç avluya çıkan tonozlu bir galeriye ulaşılır. Sonradan ilave edildiği ve yoğun onarım gördüğü anlaşılan bu galeri, farklı yapıda ve çok yüksek bir tonozla örtülü olduğundan “tünel” olarak adlandırılmıştır.

Yüksek tonozlu bu farklı yapıdaki galerinin iki yan duvarının başlangıç bölümü, uzun süre açıkta kalmış olmalıdır. Kalker esaslı taşların yağmur suları sebebiyle eriyip aşınarak sivri biçimler aldığı görülmektedir. Kesme taş duvarlar bu bölümden sonra başlamaktadır.

Bu durum, taşları aşınmış yan duvarların Roma Kalesi’nin çıkış yerini oluşturduğunu, üzeri açık olduğu için taşların yağmurla aşındığını; avluya kadar yükselen yüksek tonozun ise sonradan Bizans Dönemi’nde ilave edildiğini düşündürmektedir. Tünelin zemini, kullanımdan dolayı aşınmış ve basamak gibi kademelenmiş blok taşlarla döşenmiştir. Dik bir rampa ile iç avluya ulaşılır.

Varış yerinin batısında, solda sonradan açılmış bir geçitle girilen 12 numaralı burç iki katlıdır ve içinde sivri kemerli ve tonozlu iç içe birkaç mekân bulunmaktadır. Bunlardan içinde sanduka bulunması muhtemel olan biri, eski kayıtlarda “Gazalî Türbesi” olarak anılmaktadır. Bunun İmam Gazâlî’ye değil, hac yolculuğu sırasında burada vefat etmiş olan Bursalı Şair Gazalî’ye ait olduğu; buna rağmen askerin manevi gücünü desteklemek amacıyla “İmam Gazâlî Makamı” olarak muhafaza edildiği söylenmektedir. Bu burç mekânına girmek için Kale Ana Kapısı’nın sol tarafından dışarıdan merdivenle ulaşılan kemerli ve yüksek bir kapı açılmıştır.

Diğer burçların aksine 12 numaralı burcun üst yapısı sağlamdır ve kesik piramit biçiminde sonlanır. Ancak diğer burçların üst yapılarının da aynı biçimde olup olmadığı bilinmemektedir. Bu burcun temel kesiminin yer aldığı yüzeyin oldukça dik olması ve kayalık üzerindeki dolgu toprak yapısının gevşekliği sebebiyle kaymalara karşı farklı dönemlerde istinat duvarları ve beton takviyeler yapılmıştır.

İç Avlu Yapıları

Kaleler genel anlamda askerî savunma yapıları, cephane ve lojistik destek depoları ile askerî birlik kışlalarıdır. Bu nedenle kalelerde estetik ve sanatsal unsurlara çoğunlukla fazla rastlanmaz. Ancak önemli bir yöneticinin kalede ikamet etmesi durumunda farklı mimari uygulamalar görülebilir. Antep Kalesi’nde de erken dönemlerde bir yöneticinin ikamet etmiş olabileceğine işaret eden bazı bulgular vardır; ancak bunlar şimdilik kesin sonuca ulaşmak için yeterli değildir.

Antep Kalesi, Bizans Dönemi’nde askerî savunma üssü olarak kale hâline getirildikten sonra Zengîler, Eyyûbîler, Memlükler ve Osmanlılar tarafından kendi ihtiyaçlarına göre çeşitli mimari değişikliklere uğramıştır. Bunun sonucunda birbiri üzerine yapılmış mekânlar, birbirini iptal eden duvarlar, tonozlar, eski-yeni birleşimiyle oluşturulmuş birimler ve farklı kullanım alanları ortaya çıkmıştır.

İç avlunun özgün zeminine henüz ulaşılamamış ve bu zeminin nasıl olduğu kesin olarak belirlenememiştir. Kullanıldığı dönemde hava şartlarına açık olduğundan, özellikle ana kaya olmayan güney bölümde yağmur sularının alt bölümlere sızmasını önlemek, suyun eğimle dışarı akmasını sağlamak ve çamur oluşmasını engellemek için avlunun taş döşeli olması gerektiği varsayılmaktadır. Ayrıca biriken suyun tahliyesi için belirli düzenlemeler yapılmış olmalıdır. Kayalık kesimin zemin altındaki “Acı Su” denilen birikimin, kale iç avlusundaki atık suların boşaltıldığı bir mekân olması ihtimal dâhilindedir.

Avluda doğu-batı yönünde uzanan, aynı boyda, tek mekânlı ve tek girişli, sırt sırta vermiş 17 çift odanın asker koğuşları olduğu anlaşılmaktadır. Bunların yanı sıra farklı dönemlerde yapılmış, çeşitli biçim ve boyutlara sahip, mahiyeti henüz anlaşılamayan mekânlar da yaklaşık 1-2 m yüksekliğindeki temel üstü duvarlarıyla ayırt edilebilmektedir.

İç avlunun güneybatı köşesindeki yapı grubunun kale yöneticisine ait olduğu düşünülmektedir. Burada çeşitli mekânların yanı sıra küçük bir hamam yapısı da bulunmuştur; ancak bu hamamın son dönemlerde kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Magazin ve arsenal binalarının temelleri de ortaya çıkarılmıştır. Bu yapılar düzensiz taşlarla yapılmış ve itinalı olmayan bir yapı özelliği göstermelerine rağmen düzenli bir dizilişe sahiptir.

Bu yapıların temel taşları arasında birinin, üzerine yapılan oyma işaretlerle oyun taşı hâline getirildiği görülmüştür. Bu taş, Hindistan’dan Afrika’ya kadar eski dünyada bilinen “Mangala” oyununa aittir. Askerlerin can sıkıntısını gidermek amacıyla oynadığı düşünülmekte, ancak taşın hangi döneme ait olduğu bilinmemektedir.

Gaziantep Müzesi tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucunda Kale Hamamı ve Kale Camii ortaya çıkarılmıştır. Cami ve hamamın kesme taştan inşa edilmiş, anıtsal görünümlü yapılar olduğu anlaşılmaktadır.

Kale Hamamı

Kale Hamamı, tünelden iç avluya çıkıldığında sol taraftaki Gazalî Makamı’nı geçtikten hemen sonra, mevcut zemin seviyesinin altına inşa edilmiştir. Mekânların üst örtüsü olan kubbeler yıkılmış; ancak duvarlar ve zemin sağlam şekilde günümüze ulaşmıştır. Kare biçimli mekânlardan kubbeye geçiş köşe tromplarıyla sağlanmış, kubbe kasnağı oluşturularak üzerine yassı tuğlalarla kubbeler yerleştirilmiştir.

Hamam, plan özelliği bakımından Anadolu’da ikinci bir örneği görülmeyen XIII. yüzyıl yapısıdır. Aynı boydaki mekânların art arda dizilmesi, ancak mevcut yerin durumu gereği 90 derece bükülerek L biçimini alması, onu diğer kale hamamlarından ayırmaktadır.

Soğuk, ılık ve sıcak bölümlerin zemini suyla temas ettiğinden sert döşeme taşlarıyla kaplanmıştır. Sıcak bölümde ortada basit de olsa geometrik süsleme yapılmıştır. Roma hamamlarının ısıtma teknolojisine sahip olan yapı, yalnızca kale ahalisine hizmet vermek üzere tasarlandığından küçük boyutludur ve gerektiğinde ya da periyodik olarak ısıtılıp soğutulmaya elverişlidir. Soğuk su künkleri ile sıcak su için kurşun borular, 60-70 cm yükseklikten duvarların içinden geçmekte; sıcak su ve kızgın buhar yöntemiyle zemin ve duvarlar ısıtılmaktaydı. Atık su künkleri de ele geçmiştir.

Duvar inşa tekniği ve tuğla örgülü kubbeleriyle oldukça özgün bir yapıdır. Tuğla kubbeleri, zemin altına yapılmış olması ve kalın duvarlarla çevrilmesi, ısının korunması ve ısı kaybının önlenmesi bakımından uygun inşa teknikleridir. Kale açısından önemi, önceden var olan çok kalın duvarlı bir Bizans yapısının önünü kapatacak ve köşe boşluğuna yerleşecek biçimde L planlı inşa edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Hamam; soyunma-giyinme yeri, tıraşlık, soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve hela bölümleriyle bir çarşı hamamının bütün işlevlerine sahiptir. Külhanında bugün mevcut olmayan iki büyük bronz kazan ile duvarların içinden geçen kurşun su borularının, muhtemelen Antep Savunması sırasında saçma, şarapnel ve mermi yapımında kullanılmak üzere söküldüğü tahmin edilmektedir.

Hamamla ilgili henüz tam olarak çözülemeyen temel problem, kullanılacak suyun nasıl temin edildiğidir. Hasırcızâde’nin bahsettiği 250 basamakla inilen merdivenin ulaştığı kuyudan çıkrıkla su çekilip hamamın hemen batısındaki sarnıçta biriktirilmiş olması en mantıklı çözüm gibi görünmektedir. Ancak bunu kesin olarak kanıtlayacak somut malzemeler henüz ele geçmemiştir.

Kale Camii

Kale Camii, çeşitli belgelerde Kal‘a Camii, Kale Camii, Hisar Camii veya İç Kale Camii olarak anılmaktadır. Bu adlandırmalar aynı yapıyı ifade etmektedir. Kitabesinden ve kayıtlardan, caminin Eyyûbî hâkimiyetinin sürdüğü XII-XIII. yüzyıllarda Mısır Eyyûbî Sultanı el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb (1240-1249) tarafından yaptırılmaya başlandığı, ancak bitirilemediği; daha sonra Eyyûbîlerin Dımaşk ve Halep kolu hükümdarlarından el-Melikü’n-Nâsır Salâhaddîn Yûsuf (1236-1260) tarafından tamamlandığı anlaşılmaktadır. Kale ile birlikte önemli bir Ortaçağ yapısıdır.

Mimari olarak daha çok Eyyûbî tarzını yansıtır. Günümüze bölgenin sarımsı renkli yerli kalker kesme taşlarıyla yapılmış yaklaşık 2 m yüksekliğindeki duvarları ulaşmıştır. Belirli yerlerde siyah bazalt taşlarla takviye ve işleme görülmektedir. Genel olarak sade işçiliklidir. Uzun tarafı kıble yönünde olan dikdörtgen planlı, tek sahınlı yapı 16,33 x 5,46 m ölçülerindedir. Kapısı kuzeyde, mihrap aksındadır. Kuzey ve doğu cephelerinde birer pencere bulunmaktadır. Yıkılmış olan batı cephede de muhtemelen bir pencere daha vardı. Son cemaat yeri bulunmamaktadır.

Üst örtüsü hakkında kesin bilgi yoktur. Dönemin mimari geleneklerine göre düz damlı veya ahşap üzerine kurşun kaplı tonoz örtülü olması mümkündür. Ancak bu ihtimalleri kesinleştirecek buluntular henüz ele geçmemiştir. İç avludaki kazılar tamamlandıktan sonra yapının üst örtüsü yeniden değerlendirilebilir.

Caminin iç teşkilatına dair herhangi bir eşya bulunamamıştır. Mihrabın iki yanında derin iki niş görülmektedir. Batıdaki nişte, sonradan bilinçsizce kapatılmış kanal izleri bulunduğundan burada hareketli bir minber olduğu anlaşılmaktadır. Arşiv belgelerinde de bu konuda kayıtlar bulunduğu bilinmektedir.

Osmanlı Dönemi’nde kalede en fazla 30-40 yeniçeri bulunduğu ve bunların görev yerlerini terk ederek aynı anda namaza durmalarının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak caminin yapıldığı XIII. yüzyıl ortalarında kale ahalisinin sayısı bilinmemektedir. Harim alanı yaklaşık 70-80 kişiye hizmet verebilecek büyüklüktedir.

Mihrabın doğusundaki diğer nişin hareketli vaaz kürsüsü olduğu ileri sürülmüşse de burada kitap, tesbih gibi malzemelerin konulduğu rafların bulunmuş olabileceği de düşünülebilir. Nişlerin zeminindeki kalıntılar, cami tabanının ahşap kaplı olduğunu göstermektedir. Bu, rüzgâra açık ve soğuk bir alan için gerekli bir uygulamadır.

Tamamı kale iç avlusundan ibaret olan alanda ezan okumak için minareye ihtiyaç duyulmamış olabilir. Ezan kürsüsü veya ezanlık denilen birkaç basamaklı taş ya da ahşap bir yükselti bu ihtiyacı karşılamış olmalıdır. Minarenin varlığı ancak özel durumlar için düşünülebilir; bunu teyit edecek bir emareye henüz rastlanmamıştır. İleride konuya ilişkin belge veya buluntu ortaya çıkarsa durum açıklığa kavuşabilir. Kuzey tarafta kapının dış kısmındaki kalıntılardan, avlu gibi bir bölümün abdest alma yeri olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Asker, savaş ve silah temeline dayanan kalelerde estetik ve sanat öğelerine fazla rastlanmaz. Ancak yöneticinin kalede ikamet ettiği durumlarda farklı uygulamalar görülebilir. Kale ahalisine özel küçük ve basit bir kale mescidi olması beklenirken minberinin ve muhtemelen minaresinin ihtimal dâhilinde bulunması, ayrıca mihrapta lüster tekniği gibi değerli bazı tezyinatın kullanılmış olma ihtimali, yapının küçük boyutuna ve şehirden izole konumuna rağmen cami hüviyeti taşıdığını göstermektedir.

Şehir yönetiminin kaleden yapıldığı varsayılan erken dönemlerde Kale Camii’nin selâtin camii gibi algılanmış olması mümkündür. Bu durumda cuma salaları ve vakit ezanlarının Kale Camii’ne göre ayarlanması, cuma ve bayram namazları gibi hutbe okunan özel zamanlarda şehir ileri gelenlerinin yöneticiyle birlikte Kale Camii’nde namaz kılması düşünülebilir. Böyle bir kullanım, Kale Camii’ne özel önem verilmesini ve yapıya itina gösterilmesini açıklayabilir.

Prof. Dr. Nusret Çam’ın araştırmaları sonucunda Kale Camii’nin hareketli minberinin gerçek olduğu, ahşap işçilikli bir yan korkuluğunun resmî yazışmalarla İstanbul’a gönderildiği ve hâlen Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde muhafaza edildiği, diğer yan korkuluğunun ise Almanya’daki bir müzede bulunduğu tespit edilmiştir. Bu minber korkuluklarının Boyacı Camii minberinin sanatkârı Muhammed b. Abdülaziz ed-Dakkî el-Aynî’nin elinden çıkmış olma ihtimali yüksektir. Ancak bu hususların bütünüyle açıklığa kavuşması için daha fazla araştırmaya, belgeye ve bilgiye ihtiyaç vardır. XVII-XIX. yüzyıllarda kalenin bakımsız olduğuna dair verilen bilgiler dikkate alındığında, Kale Camii’nin de kalenin genel durumuna bağlı olarak önem kazandığı veya kaybettiği söylenebilir.

Gaziantep şehrinin siluetini belirgin biçimde etkileyen ve en az 1700 yıllık geçmişe sahip olan Antep Kalesi; Roma, Bizans, Eyyûbî, Memlük ve Osmanlı dönemleri gibi farklı uygarlık katmanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Şehrin doğuşuna tanıklık etmiş, tarihî süreç boyunca şehir hayatından ayrılmamış, Antep’in iyi ve kötü dönemlerini şehirle birlikte yaşamış, savunmada pasif de olsa rol üstlenmiş ve Gaziantep’in ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle kaleye yapılacak her türlü fizikî müdahalenin bilimsel disiplin içinde ve özenle gerçekleştirilmesi gerekir.

Kaynakça

Abu'l-Farac, Gregory, Abu'l-Farac (Bar Hebraeus) Tarihi, çev. Ernest A. Wallıs Budge, Ömer Rıza Doğrul, TTK Basımevi, C.II, Ankara: 1950. 
Akpolat, Mustafa  S. (Proje Yön.) Gaziantep Kalesi Belgeleme ve Tarihsel Araştırma Projesi, Ankara: 1994
Akpolat, Mustafa Servet, Gaziantep Kalesi Kentli Kale, Bilgesu Yayıncılık, Ankara: 2010.  
Akpolat, Mustafa Servet, “Gaziantep Kentinin Kalesi”, Ta Ezelden Taşkındır Antep, derleyen: Mehmet Nuri Gültekin, İstanbul: Memleket Kitapları İletişim Yayınları, 2011.
Altın,  Alper. Gaziantep Türk İslam Mimarisi (Eyyûbilerden Cumhuriyete), Doktora Tezi, Erzurum: Atatürk Üniversitesi,  2015.
Anna Komnena. Malazgirt’in Sonrası, çev. Bilgi Umar, İnkılap Yayınevi, İstanbul: 2018.
Balcıoğlu, Burhan. “Gaziantep Kalesi 2000 Yılı Kazı Çalışmaları”, Anadolu Medeniyetleri Müzesi 2000 Yıllığı, 252-264. Ankara:  2001.
Başgelen, Nezih. Dünya Kültür Mirasında Gaziantep: İstanbul.1999.  
Bedreddin Aynî. “İkdü’l-Cümân fî Târîhi Ehli’z-Zemân”, el yazması, bölümler halinde  İstanbul Kütüphanelerinde, 14-15. yy.
Beyazlar, Ahmet. 2003 Yılı Gaziantep Kalesi Kazısı Sonuç Raporu, Gaziantep: 2003.
Beyazlar, Ahmet. 2004 Yılı Gaziantep Kalesi  Kazısı Sonuç Raporu, Gaziantep: 2004.
Boran, Ali, Anadolu’daki İç Kale Cami ve Mescitleri, TTK Yayınları, Ankara:  2001.
Cahen, Claude. La Syrie du Nord et la Principante Franque d'Antioche, Paris: 1940.
Canard. Marius. “Ayntab”,  EI, Leiden: 1960.
Canard. Marius. Histoire de la dynastie des H'amdanides de Jazîra et de Syrie, Paris: 1953.
Cuinet, Vital-Casimir. La Turquie d’Asie geographie administrative, Statislique, Descriptive et raisonnée de chaque Province de l’Asie Mineure, 4 vols,  Paris: 1892.
Chesney, Francis Rawdon.  Expedition for the Survey of Rivers Euphrates and Tigris, Vol. I, London: 1850.
Çam, Nusret. “Gaziantep Camilerinde Mimber Sorunu ve Müteharrik Mimberler”, Belleten Cilt II/205,                        1683-1694,   Ankara: 1994.
Çam, Nusret. Türk Kültür Varlıkları Envanteri Gaziantep, Ankara: 2006.
Dağlıoğlu, Hikmet Turhan, Şark ve Garb Kaynaklarına Göre Antep ve Antep Kalesi, Her Yönüyle Gaziantep’i Tanıtıyoruz Dergisi, c.1-2,  Gaziantep:1962-1963. 
Dağlıoğlu, Hikmet Turhan.  Miladî 16,  Hicrî 10. Asırda Antep, Gaziantep: 1937
Darkot, Besim.  “Ayıntab”, İslam Ansiklopedisi, Cilt I, 65-67, 1966.
Demirkent, Işın. Urfa Haçlı Kontluğu Tarihi (1098-1118) I-II-III, TTK,  Ankara: 1990.
Durukan, Aynur. Ortaçağ'da Gaziantep Kalesi, Gaziantep Kalesi Tarihsel Araştırma ve Belgeleme ve Değerlendirme Raporu (Yayımlanmamış rapor), (Haz. M. S. Akpolat), Ankara: 1994.
Ebu'l Fida. Takvim el-Buldan (Géographi D'Aboulfeda), (Yayına Haz. H. El Shamma), Basra:   1969.
Engin. Atilla, “Urşu /Uršum İçin bir Lokalizasyon Önerisi: Gaziantep Kale Höyüğü.” Samsat’tan Acemhöyük’e Eski Uygarlıkların İzinde Aliye ÖZTAN’a Armağan. Ed. Süleyman Özkan-Halime Hüryılmaz-Atila Türker, 97-111, İzmir 2017.
Ergeç, Rifat. “ Gaziantep Kalesi “, Cumhuriyeti’in 75. Yılına Armağan, Ed. Yusuf Küçükdağ, 295-310. Gaziantep Üniversitesi Kültür Vakfı Yayınları No: 6 Gaziantep:  1999.
Ergeç, Rifat.  “
Gaziantep Kalesi Hamam Kazısı”, X. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, (Bildiriler) 211-217. Ankara:  2000.
Ergeç, Rifat.  
“Gaziantep Kalesi ve Hamamı”, Osmanlı Döneminde Gaziantep Sempozyumu, (Bildiriler), Ed. Yusuf Küçükdağ, 269-294. Gaziantep:  Gaziantep Üniversitesi: 2000.
Ergeç, Rifat. “
Gaziantep ve Kalesi Hakkında Bilinmesi Gerekenler”, Ayıntap Dergisi 7,  22-27. Gaziantep, 2006.
Ergeç, Rifat.
“Dülük, Kale ve Antep Şehri”, Gaziantep: Dört Yanı Dağlar Bağlar, 31-53, Yapı Kredi Yayınları,  İstanbul: 2007.
Ergeç, Rifat. 
“Ayıntab Şehri ve Kalesi”, Belgelerle Gaziantep, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, 241-257. İstanbul:  2012.
Ergeç, Rifat.-Yelken, Hasan. Bir Başka Gaziantep,  Gazi Kültür A.Ş. No:1, Gaziantep: 2016.
Evliya Çelebi. Seyahatname, 9. Kitap, ( Y. Dağlı-S. A.Kahraman-R. Denkoff), YKY, İstanbul: 2005.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kudeb Daire Başkanlığı. Gaziantep Kalesi Kuzey Tünelleri (Acı Su – Tatlı Su) Bilgi Panosu, Gaziantep: 2020.

Göğüş, Sabahat. “Gaziantep Kalesi”, Başpınar Dergisi, Cilt 3, Sayı 69, 3-5, Gaziantep:  1945.

Göğüş, Oğuz. “Gaziantep Kalesi”, Gaziantep’i Tanıtıyoruz No: 9, Gaziantep: 1964.

Güzelbey, Cemil Cahit. - Yetkin, Hulusi. “Gaziantep Şeri Mahkeme Sicillerinden Örnekler”, Cilt: 81-141, Miladi 1729-1825, Gaziantep:  1970.

Güzelhan, Mustafa. “Antep'te Keykın Mahallesi ve Mükre Mevkii”, Gaziantep Kültür Dergisi, cilt 4, 58, Gaziantep: 1961.

Hasırcızade Mustafa Fehim Efendi. El Yazması Defteri (1846-1908). Gaziantep.

Hellenkemper, Hansgert. Burgen der Kreuzritterzeit in der Grafschaft Edessa und Königreich  Kleinanmenien. Bonn: 1976.  

Honigmann, Ernst. Bizans Devletinin Doğu Sınırı, (Çev. F. Işıltan), İstanbul: 1970.

Hortoğlu, Turgay. Antep’te Bir Eyyubî  Sultanı Camisi: Gaziantep Kalesi El-Melikü’n Nâsır II Salahaddin Yusuf Cami, Ankara, 2025.        

Humann, Karl. - Puchstein, Otto. Reisen in Kleinasien und Syrien, Berlin: 1890.

Katip Çelebi.  Kitab-ı Cihannüma, Boyut Yayınları,  İstanbul: 2024.

Kuban, Doğan. Türkiye'de Kentsel Koruma, Kent Tarihleri ve Koruma Yöntemleri, İstanbul: 2001.

Kulakoğlu, Fikri. “Gaziantep Kale Höyük 2003 Kazısı”,  26. Kazı Sonuçları Toplantısı, Ankara: 2005

Kulakoğlu, Fikri. Gaziantep Kalehöyük Kazıları, Prehistorik Dönemlerden Geç Antik Döneme Gaziantep Arkeolojisi, Ed. Atilla Engin- Kutalmış Görkay, Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü Yayınları: 20, İstanbul: 2022.

Kum, Naci. “Gaziantep İlinde Tetkikler ve Görüşler”, Başpınar Dergisi, Şubat, 56-57, Gaziantep: 1944.

Maundrell, Henry.  A Journey from Aleppo the Jerusalem at Easter AD. 1697,  to Which is Added an Account of Author's Journey to the Banks of the Euphrates at Beer, and to the Country of Mesopotamia, London: 1817.

Nizamuddin Şami.  Zafername, (Çev. N. Lugul), Ankara: 1987.

Olivier,  Guillaume Antoine. A Voyage dans L’empire  Ottoman, L’Egypte et de la Perse fait par ordre du Gouvernement pendant les six premier annees de la Republique II, Paris: 1801.

Oppenheim, Max Freihern von.  Inschriften aus Syrien, Mesopotamien und Kleinasien Gesammelt,  Leipzig: 1899.

Ötüken, Yıldız. “Gaziantep Bizans Dönemi Tarihi”, Yayımlanmamış Gaziantep Kalesi Tarihsel Araştırma, Belgeleme ve Değerlendirme Raporu, (Haz. M. S. Akpolat),  Ankara: 1994.

Özdeğer, Hüseyin.  XV. Asırda Ayıntab Livası I, İstanbul: 1988.

Pococke, Richard. A Description of the East and Some Other Countries I, London: 1743.
Procopius, VII, Buildings, Loeb Classical  Library (çev. H.B. Dewing), Harward Üniversitesi, 1961,  s.157 vd.
Rey, Emmanuel Guillaume. Les Colonies Franques en Syrie au XIIe et XIIIe Siecles, Paris: 1883,
Runciman, Steven. Haçlı Seferler  Tarihi  I-II-III çev. F.Işıltan TTK,  Ankara 1989 Sevgen, Nazmi.  Anadolu Kaleleri, Cilt I, Ankara: 1959. Sinclair, Thomas Alan. Eastern Turkey, An Architectural and Archaeological Survey, London: 1990.
Taşyürek, Orhan Aytuğ. Eski Çağda Kommagene (Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi, 1974.
Tokuz, Gonca. 20. Yüzyılda Gaziantep’te Eğlence Hayatı, Gaziantep Üniversitesi Vakfı Yayını No: 14, Gaziantep, 2004.
Urfalı Mateos. Vekayi-Name (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), TTK, Ankara: 2019
Yener, Şakir Sabri. Gaziantep Kitabeleri, Gaziantep: 1958.
Yenişehirlioğlu, Filiz. “Osmanlı Döneminde Antep Kalesi”, Yayımlanmamış Gaziantep Kalesi Tarihsel Araştırma, Belgeleme ve Değerlendirme Raporu, (Haz. M. S. Akpolat),  Ankara:1994.