KÖSE HAFIZ (ÖKKEŞ)

Çocukluğunda geçirdiği zorlu bir gelişim sürecinin ardından Antep Harbi’nde gösterdiği yiğitlikle ve sahip olduğu soylu aygırıyla tanınmış şahsiyet.

Bu madde 23 defa ziyaret edilmiştir.

Çebiş İmam’ın ilk iki eşinden çocuğu olmamış, üçüncü eşi İrebiş Bacı’dan ise ancak ileri yaşta bir oğlu dünyaya gelmişti. Çocuğun doğumu evde bayram havası estirmiş, kendisine Ökkeş adı verilmişti. Çebiş İmam, geç kavuştuğu bu mutluluğu Allah’ın bir lütfu sayarak oğlunun üzerine titremişti. Çocuğun sağlığı için o dönemde bilinen her türlü çareye başvurmuş, tanınmış aktarlardan medet ummuş, eşinin gebeliği boyunca da ona en küçük bir zahmet vermemeye çalışmıştı. Ancak Ökkeş, doğuştan cılız yapılı bir bebekti. Derisi solgun, saçı ve teni renksizdi. Diş çıkarması, yürümesi ve konuşmaya başlaması akranlarına göre oldukça geç ve zahmetli olmuş, iki yaşını geçmesine rağmen beklenen gelişimi gösterememişti.

Ökkeş büyüdükçe mahalledeki diğer erkek çocuklarının aksine sokağa pek çıkmaz, aşık veya gülle gibi oyunlara ilgi göstermezdi. Çeşmenin çevresini süpürmek, kızların oynadığı bez bebeklerle ve çaputlarla vakit geçirmek, çamaşır yıkamaya özenmek gibi o dönemde kız çocuklarına özgü sayılan uğraşları tercih eder, sokakta da daha çok kız çocuklarıyla vakit geçirirdi. Ailesi başlangıçta bu farklılığı önemsememiş, kendine özgü bir mizacı olduğunu düşünerek çocuğun üzerine fazla gitmemişti. Dönemin ortaokul düzeyinde eğitim veren medresesinde öğrenim gördüğü sırada, bir gün ağlamaklı bir hâlde eve gelmiş, ailesinin bütün ısrarlarına rağmen derdini uzun süre anlatmak istememişti. Sonunda annesinin zorlamasıyla, akranlarının kendisiyle alay etmesinden ve gelişimiyle ilgili yönelttikleri sorulardan duyduğu üzüntüyü hıçkırıklar içinde dile getirmişti. Bu olay, ailesinin Ökkeş’in bedensel gelişimine ilişkin endişelerini daha da artırmış, kısa süre sonra yapılan muayenede çocuğun cinsel gelişiminde bir gerilik bulunduğu tespit edilmişti. Bunun üzerine Çebiş İmam, oğluna sataşan okul arkadaşlarını hocalarına şikâyet ederek cezalandırılmalarını sağlamıştı.

Ökkeş, medresede Kur’an’ı hatmederek “hafız” unvanını kazanmış olsa da zamanla okuldan soğumuş ve bir süre sonra eğitimini tamamen bırakmıştı. Yıllar geçmesine rağmen kendisinde beklenen erkeklik alametlerinin ortaya çıkmaması ve sesinin dahi kalınlaşmaması üzerine Çebiş İmam, oğlunu dönemin tanınmış hekimlerinden birine götürmüştü. Uzun muayenelerin ardından Ökkeş’e, halk arasında “köse” olarak adlandırılan bir gelişim durumu teşhisi konmuştu. Bu tarihten itibaren çevresinde “Köse Hafız” adıyla anılmaya başlamıştı. Medresedeki hocalarının kendisine duyduğu takdirle mahalledeki akranlarının alaycı tutumları arasında kalması, Köse Hafız’ın kişiliğinde derin izler bırakmış görünmektedir.

Bu teşhisin ardından Çebiş İmam’ın üzüntüsü daha da artmıştı. Tek oğlu çevresinde bu durumuyla anılırken ailenin ikinci bir çocuğa kavuşma umudu da yıllar geçmesine rağmen gerçekleşmemişti. Şehrin tanınmış aktarlarından Musa Efendi’nin hazırladığı merhemler ve haplar da nefesi güçlü olduğuna inanılan hocaların duaları da bir çare olamamıştı. Çevresindekiler, Ökkeş’in durumunu kimi zaman kaderin bir cilvesi, kimi zaman da ailenin geç ve güç kavuştuğu bir çocuğun talihsizliği olarak yorumlardı. Köse Hafız bu dönemde başıboş bir hayat sürmeye başlamış, boş gezen akranlarıyla dolaşan, serçe avlayan, cam kıran, haylaz bir gence dönüşmüştü. Medreseye bir daha uğramaz olmuş, bütün ilgisini mahalledeki Mehmet Efendi’nin ahırında bulunan atlara yöneltmişti. Seyis Ahraz’a atların tımarında, yemlenmesinde ve ahırın temizliğinde yardım eder, özellikle Mehmet Efendi’nin gurur duyduğu Demirikır adlı aygırını uzaktan hayranlıkla seyrederdi. Uzunçarşı’daki han avlusunda kentin soylu atları sergilenirken Köse Hafız da bu gösterileri ilgiyle takip ederdi. Babası, bir gün onu yine dalgın dalgın atları seyrederken bulup zorla medreseye götürmüşse de gencin atlara duyduğu ilgi değişmemişti.

Zamanla sigara içmeye ve bıçak taşımaya alışan Köse Hafız’ın hayatındaki asıl dönüm noktası, Fransızların Antep’i işgaliyle başlayan savaş yıllarında yaşanmıştı. Şehir halkının büyük bölümü ailelerini de yanlarına alarak kentten uzaklaşırken Köse Hafız, bütün ısrarlara rağmen “Din, iman elden gidiyor, herkesi gâvurun eline bırakıp nereye gideyim?” diyerek şehirde kalmaya karar vermişti. Önceleri direniş çetelerine mutfak işlerinde soğan ve patates soyarak yardımcı olmuş, ardından bir yolunu bulup bir İngiliz filintası ve birkaç fişek temin ederek bizzat çeteye katılmıştı. Daha önce sürekli horlanan ve alay konusu edilen bu genç, savaş yıllarında gösterdiği yiğitlikle bazı çete başlarından bile daha fazla başarı kazanarak çevresindekileri şaşırtmıştı. Bir zamanlar “haylaz” ve “yaramaz” diye anılan Köse Hafız’ın cepheden cepheye koşarak gösterdiği cesaret ve metanet, şehirde kendisine yönelik bakışı da köklü biçimde değiştirmişti. Artık çevresindekiler ondan küçümseyerek değil, saygıyla söz etmeye başlamışlardı.

Savaşın ardından sahip olduğu bir aygırla Karataşlar mevkiinde at koşturup gösteriler yapması, Köse Hafız’ı kentin tanınmış simalarından biri hâline getirmişti. Kavaklığa doğru at sürerken kendisini izleyenlerin meraklı bakışlarından büyük bir gurur duyardı. Aygırının ünü kısa sürede bölgeye yayılmış, Köse Hafız da Uzunçarşı’daki Yeni Han’da kendisine ait bir ahır kurmuştu. Besni, Malatya ve Maraş’tan gelen büyük ağalarla çiftlik sahipleri, kısraklarını onun aygırıyla çiftleştirmek için yükler dolusu hediyelerle ahırına uğrar olmuştu. Köse Hafız artık gününün büyük bölümünü aygırına ayırıyor, hayvanın yemine ve bakımına büyük özen gösteriyordu. Çünkü bu aygır, hem geçim kaynağı hem de kendisini şöhrete kavuşturan en önemli varlığıydı. Babası Çebiş İmam ise haylazlığı ve ilgisizliğiyle tanıdığı oğlunun sonunda böylesine tanınmış bir adam olmasına duyduğu şaşkınlığı her fırsatta dile getiriyordu.

Uzunçarşı esnafı arasında yaygın olan at yetiştiriciliği, aynı zamanda dönemin tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomisinin bir parçasıydı. Soylu aygırların kısraklarla çiftleştirilmesi, hem hayvan sahiplerine hem de aygırın sahibine önemli bir gelir sağlıyor, bu amaçla kullanılan ahırlar kentin ekonomik hayatında belirli bir yer tutuyordu. Köse Hafız’ın atların bakımında ve yetiştirilmesinde gösterdiği titizlik, onu sıradan bir at meraklısı olmaktan çıkararak bölgenin tanınmış at yetiştiricilerinden biri hâline getirmişti.

Köse Hafız’ın hayatı, Gaziantepli eğitimci ve yazar Mitat Enç’in Uzun Çarşının Uluları adlı eserinde de “Köse Hafız” başlığıyla müstakil bir hikâye olarak anlatılmıştır. Doğuştan görme engelli olan Enç, eserinde şehrin çarşı ve konak hayatının yanı sıra bedensel veya ruhsal farklılıklarıyla dikkat çeken sıra dışı kişilere de yer vermiştir. Köse Hafız’ın hikâyesi, bu anlatılar arasında önemli bir yere sahiptir. Alâattin Karaca’nın Türk Dili dergisinde yayımlanan akademik incelemesinde de söz konusu hikâye, şehrin özellikle bedensel ve ruhsal farklılıklarıyla tanınan simalarını konu edinen anlatılar arasında değerlendirilmiştir. Karaca, Enç’in bu hikâyede Çebiş İmam’ın oğlunun yaşadığı gelişim sorunlarının yol açtığı huzursuzlukları, içkiye alışmasını ve at yetiştiriciliğine duyduğu tutkuyu ele aldığını; ayrıca eserin seferberlik yılları ile Fransız işgali dönemindeki çete faaliyetlerine ilişkin önemli bilgiler içerdiğini belirtmiştir.

Köse Hafız’ın hayatı, çocukluğunda maruz kaldığı dışlanma ve alaylarla yetişkinlik döneminde kazandığı saygı ve şöhret arasındaki belirgin karşıtlık bakımından dikkat çekmektedir. Akranları tarafından hor görülen ve ailesinin geleceğinden endişe duyduğu Köse Hafız, Antep Harbi’nde gösterdiği cesaret ve savaş sonrasında at yetiştiriciliğiyle kazandığı ün sayesinde şehrin saygın simalarından biri hâline gelmiştir. Onun hikâyesi, dönemin toplumunda bedensel farklılıklara yönelik tutumları, savaşın bireylerin hayatında meydana getirdiği değişimleri ve toplumsal saygınlığın kazanılmasında cesaretle emeğin oynadığı rolü yansıtması bakımından önemlidir. Kendisini tanıyanların aktardığına göre, savaş öncesinde onunla alay eden kişiler, savaş sonrasında atının yanından geçerken Köse Hafız’ı saygıyla selamlamaya başlamışlardı. Bu değişim, onun hayatının Antep’in toplumsal hafızasında bıraktığı izlerin de bir göstergesidir. 

Kaynakça

Enç, M. (1977). Uzun Çarşının Uluları. İnkılap ve Aka.

Karaca, A. (t.y.). Mitat Enç’in hikâyelerinde şehir ve portreler. Türk Dili, 95-101. https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2018/09/19_Alâattin-KARACA-_-.pdf

Metropol Gazetesi. (1995, 3 Nisan). Köse Hafız [Haber dizisi]. Metropol Gazetesi.

Sakioğlu, Ş. M. (1997). Gaziantep’in ünlü simaları.