ARZUHALCİ HACI (GÂVUR HACI)

Asıl mesleği hamallık olduğu hâlde, giriştiği bir dava yüzünden hükûmet dairelerinin vazgeçilmez bir simasına dönüşmüş, resmî bir görevi olmadığı hâlde memurların işini görmesiyle meşhur şahsiyet.

Bu madde 24 defa ziyaret edilmiştir.

Boyunsuz, belsiz, kara sakallı ve tıknaz yapılı bir adamdı. Yüzüne göre ufak kalan, çevresini durmadan tarayan kara gözlerinde ilk bakışta insanı ürküten garip bir ateş vardı. Dazlak kafası kızararak parlar, yaşına rağmen dinç ve çevik bir hâli olurdu. Bir yerde birkaç dakikadan fazla durmaz, koltuğundan eksik etmediği kabarık bir dosyayla, sanki çok önemli ve acele bir işi varmış gibi bir daireden ötekine koştururdu.

1930’lu yıllarda Antep’in bugünkü gibi gösterişli bir hükûmet konağı henüz yoktu. Sürgün edilen Ermenilerin geride bıraktığı evler, avlu duvarları delinerek birbirine bağlanmış ve bu evlerden biri Valilik, biri Adliye, biri Defterdarlık, ötekiler ise Tapu ve Nüfus daireleri olarak kullanılıyordu. Bugünkü Özmimar Oteli ile DYP binasının arkasından şimdiki nüfus dairesinin bulunduğu yere kadar uzanan bu delik deşik Ermeni evleri, o dönemin hükûmet konağı işlevini görüyordu. Kendisine Arzuhalci Hacı denilse de onu bir daktilo başında gören olmamıştı; Antepliler ona daha çok Gavur Hacı derdi.

Sabahın erken saatlerinde odacılar daha odaların tozunu almaya başlarken Hacı, sanki herkesin görev başında olup olmadığını denetleyen bir amirmiş gibi hükûmet mahallesinde boy gösterir, oda oda dolaşıp hatır sorar, kendisine takılanlara aynı tonla karşılık verirdi. Mesai saati yaklaştığında kâtipler, dosya memurları ve müdürler birer ikişer daireye gelirken onları selamlar, çay, kahve ya da simit siparişlerini alır, odacıların “ulan Hacı, bizim başefendiye bir kaymak söyle” gibi buyruklarını hemen yerine getirirdi. Bu hizmetleri sayesinde memurlar arasında sevilen, aranan bir isim olmuştu; zira karşılığında ondan da küçük yardımlar bekleniyor, bu alışveriş onun asıl geçim kaynağını oluşturuyordu.

Mesai başladığında ise, abası yamalı, çarığı delik, şaşkın ve ürkek bakışlı köylülerin ya da daha gösterişli giyimli kişilerin yanına sokulur, işlerinin ne olduğunu ve davalarının hangi aşamada bulunduğunu âdeta bir sorgu yargıcı titizliğiyle sorup öğrenirdi. Meseleyi kavradıktan sonra ya gidilmesi gereken daireyi tarif eder, ya “bu iş olmaz” diyerek kestirip atar ya da güçlü bir aracı bulunmasını önerirdi. Evrakın nereden gelip nereye gideceğini, hangi dairenin ilgili olduğunu da bilirdi; onun tarif ettiklerini aklında tutanlar işlerini çok daha kolay hallederdi.

Öğleye doğru Hacı’nın üçüncü görevi başlardı. Memurlardan ya da sözü geçen kişilerden gelen buyruklarla yine koşuşturmaya koyulur, “ulan Hacı, seğirt bizim müdüre bir kişilik altı ezmeli iki yüz elli dirhem baklava kap gel” gibi emirleri yerine getirirdi. Bunun dışında Ayıboğlu yokuşu boyunca sıralanan avukat ve dava vekillerinin arzuhalcileri de müşterilerinin dilekçelerini evraka kaydettirmek ve takip ettirmek için onu kullanırdı. Boş vakitlerinde ise herkesin ona takıldığı ortak bir soru vardı: “Hacı, senin dava ne oldu, hakkını aldın mı?” Aylarca, hatta yıllarca sabahın erken saatinden akşam karanlığına kadar, yamalı pabucu ve kıl şalvarıyla bir çekirge gibi oradan oraya sıçramasının tek sebebi bu davaydı. Sabit bir geliri ya da maaşı olmadığından, işini gördüğü kişilerin avukatların ve arzuhalcilerin verdiği birkaç kuruşluk bahşişle geçinir; memurların sipariş ettiği kebapçıdan bir şiş kebap, çaycıdan bir çay ile karnını doyururdu. Baklavacının tepsi dibini bedavaya yer, pabucunu ve sakosunu ona bağışta bulunanlardan temin ederdi; etrafında bu tür hayır sahipleri hiç eksik olmazdı.

Şimdi gelelim Gavur Hacı’nın asıl davasına. Aslında yıllar önce esas mesleği Uzun Çarşı esnafına hamallık yapmaktı; gerçek adı Kara Memik’ti. En ağır çuvalları bile yardım almadan taşır, verilen ücrete itiraz etmezdi. Kentin zenginlerinden Hacı Ömer’in, evinde ambar yapmak için pazardan getirttiği mercimek ve nohut çuvallarını “ya pir, ya Allah” diye sırtlayıp keklik gibi sıçrayarak taşırdı. Hacı Ömer bu çalışkanlığından ötürü ona değer verir, hamallık ücretini normalin üzerinde, bir mecidiye çeyreği vererek öderdi. Kara Memik, o dönemde Yüzükçü Hanı’nın ahır katında yatıp kalkar, kış aylarında pek dışarı çıkmaz, bahar gelip sarıgüllük mevsimi başlayınca yeniden canlanırdı. Tekerlemeler, nükteler ve kafiyeli sözler üretmekten hoşlanır, âdeta bir çarşı hamalı değil de bir hükümdarmış gibi kabarıp böbürlenirdi.

Hacı Ömer’in evine buğday taşıdığı günlerde, çarşı esnafına Hacı Ömer’in kendisine işletmek üzere sermaye verdiğini fısıldamaya başlamıştı. Zamanla bu iddiayı daha da ileri götürüp doğrudan Hacı Ömer’in yanına sokulur, “beyim, bizim sermaye çalışıyor mu?” diye sorardı. Hacı Ömer, önceleri sanki gerçekten böyle bir anlaşma varmış gibi davranıp yılda iki üç mecidiye çeyreği verir, bu birkaç yıl böyle sürerdi. Ne var ki Kara Memik’in bu durumu ciddiye alıp çarşı esnafına abartarak anlattığını öğrenen Hacı Ömer, saldırgan bir tavırla küfür de savurunca parayı kesmiş, ondan uzak durmaya, karşılaştıkça yolunu değiştirmeye başlamıştı. Buna çok kızan Kara Memik, hikâyeyi çarşı esnafına iyice büyüterek anlatmış ve Hacı Ömer’e “Gavur Hacı” demeye başlamıştı. Önüne gelen herkese durmadan bu hikâyeyi anlatıp dert yanması karşısında esnaf usanmış fakat onun Hacı Ömer’e taktığı bu “Gavur Hacı” lakabı tuhaf bir şekilde geri tepmiş, halk bu kez asıl Kara Memik’in kendisini “Gavur Hacı” diye anmaya başlamıştı.

İşte Kara Memik’in Gavur Hacı’ya dönüşmesinin hikâyesi böyledir. Çenesinden bıkan biri “ulan herifi gidip niye dava etmiyorsun” deyince bu söz onu derinden etkilemiş, Hacı Ömer’i dava edeceğini günlerce herkese duyurduktan sonra arzuhalci Ali Efendi’ye gitmişti. Kırık dökük bir daktilonun başındaki Ali Efendi, önce onun bu işin ciddiyetini kavrayamadığını düşünüp başından savmak istese de avucuna sıkıştırılan bir gümüş mecidiye üzerine “şikâyetimi Valiye yaz” emrine uyup dileğini yerine getirmişti. Vali muavini, kendisine sunulan pullu mühürlü dilekçeyi önce yüzüne fırlatmışsa da Kara Memik bu horlanmadan yılmamış, önüne gelene “Gavurun Hacısı Valiyi de satın almış” diyerek dedikoduyu iyice büyütmüş, girip çıktığı her seferinde Vilayet’in önünde boynu bükük, eli göğsünde bir selam vererek sonunda Vali muavinini yumuşatmayı başarmıştı. Vali muavini onu bir el işaretiyle makamına çağırmış, dilekçesinin altına “Müddei Umumiliğe” diye not düşmüş, kapıdan çıkınca da hikâyesini herkese anlatıp kendisine hoşgörüyle davranılmasını rica etmişti. O günden sonra adı Arzuhalci’ye çıkmış, hamallığa tamamen veda edip yaşam öyküsünü kökünden değiştirmişti.

Bundan sonra çarşıyı bırakıp bütün mesaisini hükûmet mahallesine taşımış, akşama kadar yargıcı, defterdarı, emniyet müdürünü dilekçeyle dolaşıp havale toplamaya koyulmuştu. Dilekçeleri her geçen gün çoğalmış, tomarlar hâlinde büyüyen dosyanın üstüne mahkeme kâtibi büyük harflerle “Hacı Ömer-Kara Memik Dava Dosyası” diye yazmıştı. Gavur Hacı, hükûmet mahallesindeki memurlar arasında öylesine sevilir olmuştu ki birkaç gün görünmediğinde onu merak edip sorarlar, geldiğinde de “ulan Hacı, neredesin, seğirt yetiş” diyerek sevinçle karşılarlardı. Ne var ki bir kış mevsimi ona ağır geçmiş, öksürükle başlayan bir hastalıktan bir türlü kurtulamamıştı. Günlerce sesi çıkmayınca durumdan kuşkulanan hancı İbrahim Efendi, seslenişine cevap alamayınca kapısını kırmış; onu saman yatağının altına eski çuvalları örtmüş vaziyette cansız bulmuştu.

Gavur Hacı’nın hikâyesi, Gaziantepli eğitimci ve yazar Mitat Enç’in kaleme aldığı “Uzun Çarşının Uluları” adlı eserde de “Arzuhalci Hacı” başlığıyla yer almıştır. Alâattin Karaca’nın Türk Dili dergisinde yayımlanan akademik incelemesinde bu hikâye, doğrudan çarşı esnafından olmasa da mesleğiyle öne çıkan simaları konu edinen bir grup içinde değerlendirilmiş; Enç’in bu metinde çarşının hamallarından Memik’in, hamallık yaparken parasını Hacı Ömer adlı bir zengine kaptırdığını, bu yüzden onu mahkemeye verdiğini, bu dava uğruna hükûmet kapısındaki hukukçu ve memurlarla içli dışlı olup hukuki işleri öğrendiğini, halkın işlerini takip eder hâle geldiğini ve bu sebeple adının “arzuhalciye” çıktığını anlattığı belirtilmiştir. Gavur Hacı’nın öyküsü, bir hamalın kişisel bir husumet yüzünden nasıl kendine özgü, gayriresmî ama vazgeçilmez bir bürokratik role büründüğünü gösteren, dönemin devlet daireleri ile sıradan halk arasındaki ilişkiyi de yansıtan renkli bir tanıklık olarak Antep’in hafızasında yaşamaya devam etmektedir.

Kaynakça

Enç, M. (1977). Uzun Çarşının Uluları. İnkılap ve Aka.

Karaca, A. (t.y.). Mitat Enç’in hikâyelerinde şehir ve portreler. Türk Dili, 95-101. https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2018/09/19_Alâattin-KARACA-_-.pdf

Metropol Gazetesi. (1995, 10 Mayıs). Arzuhalci Hacı Gavur Hacı [Haber dizisi]. Metropol Gazetesi.

Sakioğlu, Ş. M. (1997). Gaziantep’in ünlü simaları.