ARZUHALCİ HACI (GÂVUR HACI)
Asıl mesleği hamallık olduğu hâlde, giriştiği bir dava yüzünden hükûmet dairelerinin vazgeçilmez bir simasına dönüşmüş, resmî bir görevi olmadığı hâlde memurların işini görmesiyle meşhur şahsiyet.
Boyunsuz, belsiz, kara sakallı ve tıknaz yapılı bir
adamdı. Yüzüne göre ufak kalan, çevresini durmadan tarayan kara gözlerinde ilk
bakışta insanı ürküten garip bir ateş vardı. Dazlak kafası kızararak parlar,
yaşına rağmen dinç ve çevik bir hâli olurdu. Bir yerde birkaç dakikadan fazla
durmaz, koltuğundan eksik etmediği kabarık bir dosyayla, sanki çok önemli ve
acele bir işi varmış gibi bir daireden ötekine koştururdu.
1930’lu yıllarda Antep’in bugünkü gibi gösterişli bir
hükûmet konağı henüz yoktu. Sürgün edilen Ermenilerin geride bıraktığı evler,
avlu duvarları delinerek birbirine bağlanmış ve bu evlerden biri Valilik, biri
Adliye, biri Defterdarlık, ötekiler ise Tapu ve Nüfus daireleri olarak
kullanılıyordu. Bugünkü Özmimar Oteli ile DYP binasının arkasından şimdiki
nüfus dairesinin bulunduğu yere kadar uzanan bu delik deşik Ermeni evleri, o
dönemin hükûmet konağı işlevini görüyordu. Kendisine Arzuhalci Hacı denilse de
onu bir daktilo başında gören olmamıştı; Antepliler ona daha çok Gavur Hacı
derdi.
Sabahın erken saatlerinde odacılar daha odaların
tozunu almaya başlarken Hacı, sanki herkesin görev başında olup olmadığını
denetleyen bir amirmiş gibi hükûmet mahallesinde boy gösterir, oda oda dolaşıp
hatır sorar, kendisine takılanlara aynı tonla karşılık verirdi. Mesai saati
yaklaştığında kâtipler, dosya memurları ve müdürler birer ikişer daireye
gelirken onları selamlar, çay, kahve ya da simit siparişlerini alır, odacıların
“ulan Hacı, bizim başefendiye bir kaymak söyle” gibi buyruklarını hemen yerine
getirirdi. Bu hizmetleri sayesinde memurlar arasında sevilen, aranan bir isim
olmuştu; zira karşılığında ondan da küçük yardımlar bekleniyor, bu alışveriş
onun asıl geçim kaynağını oluşturuyordu.
Mesai başladığında ise, abası yamalı, çarığı delik,
şaşkın ve ürkek bakışlı köylülerin ya da daha gösterişli giyimli kişilerin
yanına sokulur, işlerinin ne olduğunu ve davalarının hangi aşamada bulunduğunu
âdeta bir sorgu yargıcı titizliğiyle sorup öğrenirdi. Meseleyi kavradıktan
sonra ya gidilmesi gereken daireyi tarif eder, ya “bu iş olmaz” diyerek
kestirip atar ya da güçlü bir aracı bulunmasını önerirdi. Evrakın nereden gelip
nereye gideceğini, hangi dairenin ilgili olduğunu da bilirdi; onun tarif
ettiklerini aklında tutanlar işlerini çok daha kolay hallederdi.
Öğleye doğru Hacı’nın üçüncü görevi başlardı.
Memurlardan ya da sözü geçen kişilerden gelen buyruklarla yine koşuşturmaya
koyulur, “ulan Hacı, seğirt bizim müdüre bir kişilik altı ezmeli iki yüz elli
dirhem baklava kap gel” gibi emirleri yerine getirirdi. Bunun dışında Ayıboğlu
yokuşu boyunca sıralanan avukat ve dava vekillerinin arzuhalcileri de
müşterilerinin dilekçelerini evraka kaydettirmek ve takip ettirmek için onu
kullanırdı. Boş vakitlerinde ise herkesin ona takıldığı ortak bir soru vardı: “Hacı,
senin dava ne oldu, hakkını aldın mı?” Aylarca, hatta yıllarca sabahın erken
saatinden akşam karanlığına kadar, yamalı pabucu ve kıl şalvarıyla bir çekirge
gibi oradan oraya sıçramasının tek sebebi bu davaydı. Sabit bir geliri ya da
maaşı olmadığından, işini gördüğü kişilerin avukatların ve arzuhalcilerin
verdiği birkaç kuruşluk bahşişle geçinir; memurların sipariş ettiği kebapçıdan
bir şiş kebap, çaycıdan bir çay ile karnını doyururdu. Baklavacının tepsi
dibini bedavaya yer, pabucunu ve sakosunu ona bağışta bulunanlardan temin
ederdi; etrafında bu tür hayır sahipleri hiç eksik olmazdı.
Şimdi gelelim Gavur Hacı’nın asıl davasına. Aslında
yıllar önce esas mesleği Uzun Çarşı esnafına hamallık yapmaktı; gerçek adı Kara
Memik’ti. En ağır çuvalları bile yardım almadan taşır, verilen ücrete itiraz
etmezdi. Kentin zenginlerinden Hacı Ömer’in, evinde ambar yapmak için pazardan
getirttiği mercimek ve nohut çuvallarını “ya pir, ya Allah” diye sırtlayıp
keklik gibi sıçrayarak taşırdı. Hacı Ömer bu çalışkanlığından ötürü ona değer
verir, hamallık ücretini normalin üzerinde, bir mecidiye çeyreği vererek
öderdi. Kara Memik, o dönemde Yüzükçü Hanı’nın ahır katında yatıp kalkar, kış
aylarında pek dışarı çıkmaz, bahar gelip sarıgüllük mevsimi başlayınca yeniden
canlanırdı. Tekerlemeler, nükteler ve kafiyeli sözler üretmekten hoşlanır,
âdeta bir çarşı hamalı değil de bir hükümdarmış gibi kabarıp böbürlenirdi.
Hacı Ömer’in evine buğday taşıdığı günlerde, çarşı
esnafına Hacı Ömer’in kendisine işletmek üzere sermaye verdiğini fısıldamaya
başlamıştı. Zamanla bu iddiayı daha da ileri götürüp doğrudan Hacı Ömer’in
yanına sokulur, “beyim, bizim sermaye çalışıyor mu?” diye sorardı. Hacı Ömer,
önceleri sanki gerçekten böyle bir anlaşma varmış gibi davranıp yılda iki üç
mecidiye çeyreği verir, bu birkaç yıl böyle sürerdi. Ne var ki Kara Memik’in bu
durumu ciddiye alıp çarşı esnafına abartarak anlattığını öğrenen Hacı Ömer,
saldırgan bir tavırla küfür de savurunca parayı kesmiş, ondan uzak durmaya,
karşılaştıkça yolunu değiştirmeye başlamıştı. Buna çok kızan Kara Memik,
hikâyeyi çarşı esnafına iyice büyüterek anlatmış ve Hacı Ömer’e “Gavur Hacı”
demeye başlamıştı. Önüne gelen herkese durmadan bu hikâyeyi anlatıp dert
yanması karşısında esnaf usanmış fakat onun Hacı Ömer’e taktığı bu “Gavur Hacı”
lakabı tuhaf bir şekilde geri tepmiş, halk bu kez asıl Kara Memik’in kendisini “Gavur
Hacı” diye anmaya başlamıştı.
İşte Kara Memik’in Gavur Hacı’ya dönüşmesinin hikâyesi
böyledir. Çenesinden bıkan biri “ulan herifi gidip niye dava etmiyorsun”
deyince bu söz onu derinden etkilemiş, Hacı Ömer’i dava edeceğini günlerce
herkese duyurduktan sonra arzuhalci Ali Efendi’ye gitmişti. Kırık dökük bir
daktilonun başındaki Ali Efendi, önce onun bu işin ciddiyetini kavrayamadığını
düşünüp başından savmak istese de avucuna sıkıştırılan bir gümüş mecidiye
üzerine “şikâyetimi Valiye yaz” emrine uyup dileğini yerine getirmişti. Vali
muavini, kendisine sunulan pullu mühürlü dilekçeyi önce yüzüne fırlatmışsa da
Kara Memik bu horlanmadan yılmamış, önüne gelene “Gavurun Hacısı Valiyi de
satın almış” diyerek dedikoduyu iyice büyütmüş, girip çıktığı her seferinde Vilayet’in
önünde boynu bükük, eli göğsünde bir selam vererek sonunda Vali muavinini
yumuşatmayı başarmıştı. Vali muavini onu bir el işaretiyle makamına çağırmış,
dilekçesinin altına “Müddei Umumiliğe” diye not düşmüş, kapıdan çıkınca da
hikâyesini herkese anlatıp kendisine hoşgörüyle davranılmasını rica etmişti. O
günden sonra adı Arzuhalci’ye çıkmış, hamallığa tamamen veda edip yaşam
öyküsünü kökünden değiştirmişti.
Bundan sonra çarşıyı bırakıp bütün mesaisini hükûmet
mahallesine taşımış, akşama kadar yargıcı, defterdarı, emniyet müdürünü
dilekçeyle dolaşıp havale toplamaya koyulmuştu. Dilekçeleri her geçen gün
çoğalmış, tomarlar hâlinde büyüyen dosyanın üstüne mahkeme kâtibi büyük
harflerle “Hacı Ömer-Kara Memik Dava Dosyası” diye yazmıştı. Gavur Hacı,
hükûmet mahallesindeki memurlar arasında öylesine sevilir olmuştu ki birkaç gün
görünmediğinde onu merak edip sorarlar, geldiğinde de “ulan Hacı, neredesin,
seğirt yetiş” diyerek sevinçle karşılarlardı. Ne var ki bir kış mevsimi ona
ağır geçmiş, öksürükle başlayan bir hastalıktan bir türlü kurtulamamıştı.
Günlerce sesi çıkmayınca durumdan kuşkulanan hancı İbrahim Efendi, seslenişine
cevap alamayınca kapısını kırmış; onu saman yatağının altına eski çuvalları
örtmüş vaziyette cansız bulmuştu.
Gavur Hacı’nın hikâyesi, Gaziantepli eğitimci ve yazar
Mitat Enç’in kaleme aldığı “Uzun Çarşının Uluları” adlı eserde de “Arzuhalci
Hacı” başlığıyla yer almıştır. Alâattin Karaca’nın Türk Dili dergisinde
yayımlanan akademik incelemesinde bu hikâye, doğrudan çarşı esnafından olmasa
da mesleğiyle öne çıkan simaları konu edinen bir grup içinde değerlendirilmiş;
Enç’in bu metinde çarşının hamallarından Memik’in, hamallık yaparken parasını
Hacı Ömer adlı bir zengine kaptırdığını, bu yüzden onu mahkemeye verdiğini, bu
dava uğruna hükûmet kapısındaki hukukçu ve memurlarla içli dışlı olup hukuki
işleri öğrendiğini, halkın işlerini takip eder hâle geldiğini ve bu sebeple
adının “arzuhalciye” çıktığını anlattığı belirtilmiştir. Gavur Hacı’nın öyküsü,
bir hamalın kişisel bir husumet yüzünden nasıl kendine özgü, gayriresmî ama
vazgeçilmez bir bürokratik role büründüğünü gösteren, dönemin devlet daireleri
ile sıradan halk arasındaki ilişkiyi de yansıtan renkli bir tanıklık olarak
Antep’in hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Anahtar Kelimeler
Kaynakça
Enç,
M. (1977). Uzun Çarşının Uluları. İnkılap ve Aka.
Karaca,
A. (t.y.). Mitat Enç’in hikâyelerinde şehir ve portreler. Türk Dili,
95-101. https://tdk.gov.tr/wp-content/uploads/2018/09/19_Alâattin-KARACA-_-.pdf
Metropol
Gazetesi. (1995, 10 Mayıs). Arzuhalci Hacı Gavur Hacı [Haber dizisi]. Metropol
Gazetesi.
Sakioğlu, Ş. M. (1997). Gaziantep’in ünlü simaları.